Türk Tarihi Eylül Sazak 19 Şubat 2019 10:10

Uygur Devleti

İslamiyet’ten önceki Orta Asya Türk Tarihi’ne bakıldığında kurulmuş büyük devletlerden birisi de Uygur Devleti’dir. Uygur Devleti kendinden önceki Türk devletlerinin mirası üzerine kurulmuş olmasıyla birlikte Türk kültür hayatı bakımından önemli neticeler doğurur.

Uygur adı, Bilge Kağan yazıtında ilk defa 716 yılındaki olaylar sırasında, Uygur İlteberi’nin ismi vasıtasıyla geçer. Çin kaynaklarında ise Uygur adı Hui-hu, Hui-ho, Hoei-ho, Wei-ho, Wei-wu gibi çeşitli şekillerde yazıldığı görülür.[1] 

Uygur adının anlamı hakkında çeşitli görüşler mevcuttur. Uygur’un manasının “şahin gibi hızla hücum eden, orman halkı” olduğu rivayet edilir. Genellikle Uygur’un “uy+gur” şeklinde geliştiği, “akraba, müttefik” anlamında kullanıldığı da söylenir. Nitekim tarihsel süreçte ortaya çıkan “On Uygur” adının “On Müttefik” manasına kullanılmış olma olasılığı ağır basar. Uygur adının siyasi bir isimden ziyade, kabile ve bölge adı olarak kullanıldığı hakkında görüşler de vardır.

Uygurların Yaşadığı Coğrafya

Göktürk Kitabeleri’nden ve Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, Uygurların tarih sahnesine çıktıkları ilk yurdun Selenga Nehri’nin doğu kısımları olduğu görülür.

Taryat Yazıtı’nda kağanlığın coğrafyası Bayan Çor’un ağzıyla çok net bir şekilde anlatılır: “Sekiz kollu Selenga, Orhun, Tola, Sebin, Teledü, Karaga, Burgu. Ben bu topraklarımda ve bu sularım (boyunca) / bu bölgede konar; göçerim. Yaylağım Ötüken’in kuzey (tarafı) batı ucu, Tes (ırmağı) Başı, doğusu Hanuí Gol ve Hünüí Gol (ırmakları)…. İç ormanlarım/asıl ormanlarım Ötüken yeri/Ötüken bölgesi; Ongı Tarkan Süy, yakın halkın… kağanınki; güney ucu Altay Dağları, batı ucu Kögmen (=Tannu-Tuva Dağları), doğu ucu….” (Taryat, Batı/4, 5). Burada kağan otlağının batı ucu Hangay Dağları’nın doğu veya güneydoğu kısmında bir bölge olan Tegres, Tannu-Ola’nın güneyindeki Ubsa Gölü’ne dökülen Tes Irmağı olan Tez Başı, Tannu Dağı olan Kögmen; doğusu Ötüken, Selenga Irmağı’nın kollarından Hanuy ve Hanüy ırmakları olan Kanyuy ve Künüy ve muhtemelen Kadırgan Yiş; kuzeyi Ötüken’in uzak olmayan bir kuzeyindeki Ongı’dır.[2] 

Asıl yurtlarının Selenga kıyıları olduğu ve kağanlıkları yıkıldıktan sonra esasen Beşbalık ve Gansu’ya kaçtıkları söylenen Uygurların VII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın ortalarına kadar olan 250 yıllık devrede sırasıyla I. Göktürk Devleti’ne tâbi oldukları esnada Baykal’ın güneyi, Selenga kıyıları; Göktürklerden ayrıldıkları esnada Selenga-Orhun Irmakları arası, Tula Irmağı kıyıları; II. Göktürk Devleti esnasında yine muhtemelen daha kuzeydeki Selenga Irmağı kıyıları, Gansu ve Shanxi; Uygur Kağanlığı esnasında Orhun Irmağı-Ötüken Dağı arası; kağanlığın yıkılmasından sonra ise Doğu Türkistan, Doğu Türkistan’ın batı kısmındaki Karluk toprakları, İç Moğolistan, Gansu gibi yerlerde kitleler halinde yayıldıkları görülür. Böylece Uygurlar bozkırdaki devlet merkezlerini ve hayat sahalarını terk ederek batıya ve güneye inerler ve çok farklı bir coğrafyaya girerler.[3] 

Uygurların coğrafyası incelenirken değinilmesi gereken en önemli konu, merkez olan ve kağan otağının kurulduğu yer olan Ötüken’dir. 6. yüzyılın ortalarından 9. yüzyılın ortalarına kadar Asya’da kurulan ve Hunların doğrudan varisi olan iki büyük Türk devletinin merkezi, yani devletin başındaki kişinin otağının kurulduğu yer Ötüken adlı bir mekândır. Bununla beraber burada Ötüken adlı yer ile Ötüken Dağı arasında bir ayrım yapmak gerekir. Uygur Devleti’nin merkezi Ötüken denen Hangay Dağları ile Orhun Irmağı arasındaki düzlükte, Ötüken Dağı’nın ise esasen Hangay Dağları’nda olması pek muhtemeldir.[4] 

Uygur Devleti Haritası

Uygur Devleti, Uygurlar - Harita, Atlas

Uygurların Siyasi Tarihi

Uygurların bir devlet olarak ortaya çıktıklarından önceki siyasi tarihlerine baktığımızda yayılmış bir şekilde konumlanan ve zaman zaman değişik isimlerle anılan bir Türk kavmi olduğu söylenebilir. Çin kaynakları bu kavmin Hunların nesilleri olduğunu belirtir.

Uygur Devleti’nin Kuruluşu

734 yılında Bilge Kağan’ın ölümünden sonra oğulları devleti ellerinde tutamazlar ve devlet çökmeye başlar. Bunun neticesinde 743 senesinden itibaren gelişen olaylarla iki yüzyıl Orta Asya’ya hâkim olan Göktürk Devleti yıkılır. 744 senesinde Aşina soyundan bir hükümdara sahip olan Basmıllar, Ozmiş Kağan’ın başını kesip Çin sarayına gönderirler. Yaşanan bu olayın nihayetinde Göktürkler tamamen tarih sahnesinden silinirler. O zamana kadar Uygurların hâkimiyetinde olan Basmıllar bu hareketlerinden dolayı bağımsızlıklarını ilan ederler ve hükümdarları Ötüken’de kağan olarak başa geçer. Fakat Uygurlar bu kağanlığı tanımamışlar ve Basmıl Kağan’ı yenerek Ötüken’de yeni bir devlet kurmuşlardır.[5] 

Uygurların ilk kağanı Kutluk Bilge Kül Kağan’dır. Kutluk Bilge Kül Kağan başa geçtikten sonra Çin’e elçiler gönderir ve kendisine Huai-jen unvanı verilmiştir.

Uygurların toprakları gittikçe genişlemeye başlar. Kısa zamanda Hunların bütün eski topraklarına sahip olmuşlardır.

Kısa ve başarılı bir dönemden sonra büyük oğlu Tay Bilge Tutuk’u yabgu tayin eden Kutluk Bilge Kül Kağan’ın ölüm yılı net olarak bilinmese de 748 olarak kabul edilir. Uygur tahtı için iki kardeş olan Tay Bilge Tutuk ve Moyun-Çor arasında mücadeleler başlar. Tahtın resmi varisi Tay Bilge Tutuk olsa da Moyun-Çor’un kağanlığın kuruluşunda babasına en çok yardımı sağladığını savunması üzerine iki kardeş hükümdarlık mücadelesine devam eder. 749’a gelindiğinde Moyun-Çor kağanlığını sağlamlaştırır.

Moyun-Çor Dönemi

Moyun-Çor, babasından devraldığı Uygur devletini babası gibi savaşçı kimliğiyle yöneterek devletinin hâkimiyet sahasını kuzey, güney, doğu ve batı yönlerine doğru genişletmiş, Kuzeyde Kırgızlar, Batıda Karluklar, Türkeşler ve Basmıllar, bunların yanında Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve Çik boyları Uygur hâkimiyetine karşı güçlerini birleştirmişse de Moyun-Çor, tüm bu Türk boylarının isyanlarını bastırarak hâkimiyet sahasını genişleterek bu toplulukların bulunduğu bölgelere oğullarını yabgu ve şad olarak tayin etmiştir.

751 senesinde, hem İslam Tarihi hem de Türk Tarihi için çok önemli bir savaş meydana gelir. Bu savaş Talas Savaşı’dır. Bu mücadelede Asya’nın içlerine ilerlemek isteyen Araplar, Çin’e kadar ilerlediler. Tarihin bu ilk Arap-Çin Savaşı, aynı zamanda Araplar ile Türklerin ilk teması niteliğini taşır. Moyun-Çor, bu savaşta Arap’ları destekleyerek kendisine bağlı olan Karlukları Arap ordusuna yardıma gönderir. Araplar, bu savaşta muhakkak ki Karlukların da yardımı ile Çin’i ağır bir mağlubiyete uğratarak Çin’i Asya’nın içlerinden çekilmeye mecbur bırakır. Uygurlu halkı Turfan bölgesindeki Karaşar-Beşbalıg şehirlerine göndererek burada nüfuz kazanmayı amaçlayan Moyun-Çor, Çin’in Talas Savaş’ını kaybetmesiyle neticesinde İç Asya ve Turfan bölgesinden tamamen çekilmesiyle bu bölgeye tamamen hâkim hale gelerek Turfan bölgesindeki tarım ve ticaretin sahibi olur. Bu nedenle Türklerde şehir hayatına ilk geçen toplum Uygurlar’dır. Çin’in de bölgeden çekilmesi ve Çin tehdidinin ortadan kalkması Uygurların, tarım ve ticaret ile ilgilenerek refah seviyelerini yükseltmesine olanak sağlamıştır. Uygurlar, böylece ticaretin bir gereği olarak şehir yaşantısına geçerek yerleşik düzende yaşamaya başlamışlar, refah seviyelerinin yükselmesiyle de eğitim, sanat ve kültüre daha çok zaman ayırmışlardır. Kültür ve sanat alanında da ilerleyen Uygurlar, bugünlere kadar ulaşan pek çok yazıt, kitabe ve sanatsal eseri de Moyun-Çor devrinde ortaya çıkarmıştır.

Bögü Kağan Dönemi’nin Manevi Yönü

Babası Moyun-Çor’un ölümünden sonra kendisini kağan ilan eden Bögü Kağan’ın gerçekleştirdiği Lo-yang seferi Türk kültür tarihi bakımından çok önemlidir. Bu sefer sırasında Mani dini resmen kabul edilir. Bu din, Asya bölgesinin bir kısmında ve Çin’in içerisinde küçük bir zümrede itibar gören bir dindir. Bu inanışın toplumda yayılması amacıyla pek çok teşebbüste bulunur. Bögü, Uygurların Moçak dedikleri dört Mani rahibini de beraberinde Uygur başkentine getirmiştir. Bundan sonra Karabalgasun’un yanısıra birçok Uygur şehrinde de Mani mabetleri inşa edilir. Bu şekilde Maniheizm halk arasında yayılır. Bu nedenle Bögü Kağan bir din reformcusu olarak anılır.

Bögü Kağan, Uygurların bozkır adetlerini bırakıp medeni olmalarını arzu ederler. Bunun da Mani diniyle mümkün olabileceğine inanırlar. Hâlbuki 763 yılından itibaren etkisini önemli ölçüde hissettiren Mani dini, Uygurları zayıflatan en büyük amil olmuştur. Uygurları hareketsizliğe, et yememeye, insan öldürmemeye teşvik eden bu din onları gevşetir ve cesaretlerini törpüler. Fakat bu inancın sonradan Uygurların ilim, sanat ve edebiyattaki ilerlemelerine olan faydası da inkâr edilemez.[6] 

Uygur Devleti’nin Yıkılışı

821 tarihinden sonra Uygurlarda siyasi yönden genel bir düşme görülür. Bu düşüşün sebebi her ne olursa olsun 840 senesinde Kırgızlar Uygurları büyük bir felakete uğratmışlardır. Uygurlardaki isyanlar ve iç karışıklıkları fırsat bilen Kırgızlar, yüz bin kişilik ordusu ile başkent Karabalgasun’u basmışlar, son kağanı da öldürerek Uygurları kılıçtan geçirmişlerdir.

Kırgızların hücumu ile yıkılan Uygurların yıkılış sebepleri için ilk akla gelenler şunlar olmalıdır:

  • Çinlilerin umumi olarak göçebe veya yarı göçebe topluluklara karşı uyguladığı siyaset. Bu siyaset gereğince Çinliler, çeşitli topluluklar arasındaki silahlı çatışmalardan faydalanarak, aynı topluluk içindeki bir grubu destekleyip, topluluğun kendi içinde parçalanmasını sağladılar. Uygurların son dönemlerinde de Çinlilerin aynı siyaseti güttüklerini ve hatta biraz daha ileri giderek rüşvet dahi verdiklerini izlenir
  • Uygurların idareci sınıfı arasında başlayan geçimsizliklerdir. Bu devirde başa geçen kağanlarla vezirler ve prensler arasında devamlı bir çekişme mevcut olmuştur. İdareci sınıf arasındaki bu çekişmelerde, zaman zaman vezir veya prenslerin başka devletlerle işbirliği yaparak kendi kağanlarını ortadan kaldırmayı hedef aldıkları görülür.
  • Yine bu devirde Uygur ülkesinde görülen şiddetli kış pek çok hastalığın ortaya çıkmasına, koyun ve atların telef olmasına ve zaten siyasi yönden yıpranmış olan Uygurların ekonomik bakımdan da zayıflamalarına sebep olur.
  • Maniheizm’in tesiridir. Bazı ilim adamlarının belirttiği bu durumda Mani mabetleri etrafında yerleşen Uygurların bu dinden ötürü savaşçılık özelliklerini kaybettiklerini savunurlar.
  • [7] 

    Kırgız yenilgisinden sonra Uygurlar farklı bölgelere dağılarak yaşamaya başlamışlardır. Uygur göçleri sonunda boş bırakılan topraklara zamanla Moğol kabileleri yerleşirler ve bu da Orta Asya’da Moğol hâkimiyetine çanak tutar.

    Uygur Kağanları

  • Kutluk Bilge Kül Kağan – (747-748)
  • Tay Bilge Tutuk – (748-749)
  • İl Etmiş Bilge Kağan (Moyun-Çor) – (749-759)
  • İl Tutmış Bögü Kağan – (759-779)
  • Tun Baga Tarkan (A-shih-telerden) Kağan – (779-789)
  • Külüg Bilge Kağan – (789-790)
  • Kutlug Bilge (A Çor) Kagan – (790-795)
  • Alp Kutlug Bilge Kağan – (795-805)
  • Alp Külüg Bilge Kağan – (805-808)
  • Alp Bilge Kağan – (808-821)
  • Küçlüg Bilge Kağan – (821-824)
  • Kasar Kağan – (824-832)
  • Hu (Alp Külüg Bilge) Kağan – (832-839)
  • II.Kasar Kağan – (839)
  • Lu-chi (Tigin) Kağan – (839-840)
  • Uygur Kültür ve Medeniyeti

    Uygur Devleti’nin kültürü genel olarak bütün İslam öncesi Türk devletlerindeki özellikleri taşır. Uygurlar sayı bakımından çok değillerdir. Fakat disiplinleri ile cezaları çok şiddetli ve kendileri de çok cesur topluluklardır. İlk dönemlerinde konar-göçer bir yapıya sahiptiler. Hayatlarının çoğunu akın yapmakla geçirdiklerinden toprağı çok fazla sevmezlerdi.

    Uygurlar’da Din

    Uygurlar, önceleri Budizm ve Maniheizm inançlarını benimserler. Daha sonra da İslamiyet’i kabul ederler. Bir dönem Budist Türk kültürünün öncülüğünü yapıp Moğolları Budizm’e kazandıran Uygurlar, 762’den sonra Maniheizm’i benimsediler. Türklerin yeni inançları sadece din meselesi değil, siyasi bir mesele de olmuştur.

    Mani metinlerinden çıkan sonuca göre, bu inanış Bögü Kağan ile ailesinin çevresinde bir saray dini olarak gelişmiştir. Türkler hem bu dinden hem Bögü Kağan’dan çekinmişlerdir. Bu inancın bazı şekillerinin Türklerin milli bünyesine uymadığı ortadaydı, fakat kimse kağana karşı çıkamıyordu. Maniheizm’e göre, herkes bir gün içinde yalnızca akşamları yemek yemelidir, suya saygı göstermek lazımdır, süt katiyen içilmemelidir, tereyağı yemek yasaktır. Maniheizm’in biri Farsça, altı tanesi Süryanice olmak üzere yedi kitabı vardır. Mani itikadı tüccar ve şehirlidir. Bu nedenle Türklerde yerleşik hayata geçiş büyük oranda inançları aracılığı ile gerçekleşmeye başlar. Mani inancının savaşçı duyguları yumuşattığı da ortadadır.

    Uygur Mimarisi

    Uygurlar mimari sahada çok eser bıraktılar. Bu eserlerde Türk otağ ve ordu geleneği, eski Orta Asya ve Çin geleneği ile birleştirilmiştir. Malzeme olarak aşı boyalı ve yaldızlı ağaç, balçık tuğla ve taş yanında sırlı tuğla da kullanırlar. Uygur Türkleri daha Orkun kıyılarında, Ordu-Balık’ta iken Çin tekniklerini bilirler.

    Arkeolojik kalıntılar ve metinlerden anlaşıldığına göre Uygurların inşa ettikleri yapılar şöyledir: Balık (surlu şehir veya kale), Ordu-Balık veya Ordu-Örgin (içinde hükümdar kalesi olan surlu şehir), kent (kentin balıktan farkı açık değildir), uluş (köy), ködüş (hayır niyetine yapılan dini külliye), burkan-orun (Budist tapınak), ediz-ev (kule tapınak), stupa (Budist türbe), kalık (yüksek köşk).[8] 

    Uygur Türkleri ve Sanat

    Uygurların en önemli sanatları duvar resimleridir. Bunun yanında kendinden önceki Türkler gibi keten kumaşlar üzerine yapıştırılan lake resim sanatı, alçı ile kaplanmış balmumu üzerine yapılan resim sanatı, kâğıt ve ipek üzerine tezhip sanatı, kenevir üstüne yapılan resim sanatı ve tahta baskı sanatlarıyla uğraşırlar. Uygurların duvar resimleri genellikle Maniheizm ve Budizm’e ait dini metinlerle ilgilidir. Uygurlar renk olarak parlak renkleri, bilhassa mavi ve kırmızıyı tercih ederler. Eski Uygur şehir harabelerinde bulunan 8. ve 9. yüzyıldan kalma Budist ve Maniheist duvar resimleri ile minyatürler Türk resminin bugüne kadar bilinen en eski örneklerindendir.

    Uygur Devleti, Uygurlar, Koşan At Freksi

    Uygur Türklerinde el sanatları da çok gelişmiştir. Kaynaklarda Uygurların akıllı ve çalışkan oldukları, altın, gümüş, demir ve mermer gibi madenlerden silah ve ziynet eşyaları yaptıkları belirtilir.

    Çin kaynaklarına baktığımızda Uygurlar ve onlardan önceki Türklere ait nazım şeklindeki kayıtlara rastlanır. Hatta bir şiirde Çinli kadınların, Uygur kadınlarına özendikleri konusunda mısralar da vardır.

    Uygur Alfabesi

    Uygur alfabesi, Soğd kökenli olup bazı değişikliklerle uygulanmıştır. Türkler, kabul ettikleri yeni dinlerin kutsal metinlerinin yazıldığı alfabeleri alıp dillerinin yazımına uyarlamışlardır. Maniheist Türkler arasında Mani (Manihey) ve Uygur alfabesi olmak üzere iki temel alfabe kullanırlar. Mani alfabesi Maniheist Türkler arasında daha sonra yerini Uygur alfabesine bırakır.

    Uygur alfabesi, geç dönem Soğd alfabesi diye adlandırılan Soğdların işlek el yazısından (kurziv) harf eklemeleri, birleş tirmeler gibi ufak değişiklikler ile alınarak Türkçe için kullanılmış bir yazı sistemidir. Bu alfabenin uzun süre ve en çok Uygurlar tarafından kullanılmış olması, Uygur kültürünün gelişme döneminin belirleyici unsurlarından biri olması nedeniyle Uygur alfabesi adlandırması alır.

    Kâğıt ve matbaayı kullandığı bilinen ilk Türk kavmi olan Uygurların oluşturdukları alfabe, Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra Arap alfabesini kullanmaya başlamalarına rağmen bazı Türk devletlerince kullanılmaya devam eden bir alfabe olur. 742-840 yılları arasında Uygur Kağanlığı döneminde kullanılan Uygur Alfabesi, daha sonraki dönemlerde de Türkistan ve Kırım’da kurulan bazı Türk devletleri tarafından kullanılmaya devam eder. 1370 yılında kurulan Büyük Timur İmparatorluğu’nda ve kollarında da kullanılan bu alfabeyle edebiyat, sanat, din, hukuk konularında yazılan çok sayıdaki kitap, Türk kültürünün önemli bir dönemini anlatan eserler konumunda bulunurlar.

    Dipnot
    1. Saadettin Gömeç, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, s. 12
    2. Kürşat Yıldırım, “Uygur Kağanlığı’nın Tarihi Coğrafyası”, s. 96
    3. Kürşat Yıldırım, “Uygur Kağanlığı’nın Tarihi Coğrafyası”, s. 100
    4. Kürşat Yıldırım, “Uygur Kağanlığı’nın Tarihi Coğrafyası”, s. 108
    5. Özkan İzgi, “Kutluk Bilge Kül Kağan, Bögü Kağan ve Uygurlar”, s. 15
    6. Gülçin Çandarlıoğlu, Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, s. 20
    7. Özkan İzgi, “Kutluk Bilge Kül Kağan, Bögü Kağan ve Uygurlar”, s. 42
    8. Saadettin Gömeç, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, s. 87
    Bibliyografya
    • AKKAYA, Şükrü, "Uygur Türklerini ve Kültürlerini Tanıyalım", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 1943.
    • ÇANDARLIOĞLU, Gülçin, Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü (Çin Kaynakları ve Uygur Kitabelerine Göre), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 2004.
    • GÖMEÇ, Saadettin, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, Akçağ Yayınları, Ankara 1997.
    • İZGİ, Özkan, Kutluk Bilge Kül Kağan, Bögü Kağan ve Uygurlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1986.
    • KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, Ankara 2004.
    • YILDIRIM, Kürşat, "Uygur Kağanlığı'nın Tarihi Coğrafyası", Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Eylül-Ekim 2018.
    Paylaş:
    Yorumlar Bu içerikle ilgili fikirlerini hemen diğer kullanıcılarla paylaş.

    Şanslı Hissediyorum