Tarih Metodolojisi Ali Demir 30 Ekim 2017 10:10

Tarihi Kaynak Nedir?

Tarih, gelecek için geçmişi inceleyen bir bilim dalıdır. Bu sebeple insanların geçmişte bıraktığı her türlü malzeme tarih için önemlidir. Bu malzemelerden yola çıkılarak olaylar aydınlatılır ve geleceğe aktarılır. Tarihte “bilgi” esas olup, onun edinilmesi başlı başına büyük bir olaydır. Tarihi araştırmanın en önemli işlerinden birisi bilginin bulunduğu yerler ve edinme imkanlarıdır. Burada öncelikle bilginin esasının “kaynak” olduğunu bilmemiz gerekir. Konumuz, inceleme alanımız hakkında vasıtasız, doğrudan ve açık her türlü bilgi demektir. Kaynağın temel özelliği, doğrudan oluşudur; dolaylı bilgilerde her zaman mevcuttur. Ancak onların kaynak olarak kıymetleri daha geridedir.[1] Kaynaksız tarih ve tarihçilik, yalan tarih ve tarihçilikten öteye gidemez. Tarih için bu kadar önemli olan kaynağın, izahının da iyi bir şekilde yapılması gerekir.

Tarihin bilimsel yapısını anlayabilmek için tarihte kaynak kavramının ne olduğunu bilmek gerekir. Tarihte kaynak alanı çok geniştir. Türlerinden söz açarken göreceğimiz gibi tarih bilimi hemen her şeyden yararlanır. Herhangi bir kaynağın belge, kanıt olarak kullanılması ise birçok teknik bilgiden ve başka bilimlerden yararlanılarak gerçekleştirilir.[2] Tarihi bilgi veren her malzemeye kaynak denir.[3] Tarih kaynakla yapılır. Gerçek bir tarih ortaya koyabilmek için, kaynak ve tarihi malzemelerin doğruluğunu iyi tespit etmek gerekmektedir. Bu sebeple kaynakların ve tarihi malzemenin tenkit ve tahlilden geçirilmesi lâzımdır.

Kaynak ve Tarihi Malzemenin Tasnifi

Kaynaklar ve tarihi malzemeler iki ana başlık altında tasnif edilir.

İçerdikleri Bilgilere Göre Tasnif

Kaynaklar, ana kaynak, birinci elden kaynak, ikinci elden kaynak diye ayrılırlar. Bu ayrım içerdikleri bilgilere göre yapılır.

Ana Kaynak

Doğrudan doğruya tarihi olayla çağdaş, bu olayı görmüş, yaşamış kişilerin kaleme almış oldukları eserlere ana kaynak denir. Ana kaynaklar sadece yazılı eserler olmayıp, hatıralar, seyahatnameler, kitabeler, mezar taşları, sikkeler gibi döneme ait her türlü malzeme ana kaynak görevi görebilirler.

Birinci Elden Kaynak

Bazı eserler, tarihi olayın yaşandığı dönemden kalmakla beraber, o olaydan uzakta yazılmıştır. Bazı eserler ise tarihi olay yaşandıktan sonra yazılmıştır. Eserin yazarı, olayı o dönemde yazılmış bir eserden aktarmış olabilir veya olayı görmüş kişilerden öğrendiklerini aktarmış olabilir. Bu tür eserlere birinci elden kaynak denir. Bu eserler, tarihi olayla ilgili ana kaynak yok ise ana kaynak görevi üstlenirler.

İkinci Elden Kaynak

İçindeki bilgileri, birinci elden kaynaklardan elde eden kaynaklara, ikinci elden kaynak denir. Bunlara araştırma eserler örnektir. Mesele Osman Turan’ın Selçuklular Zamanında Türkiye kitabı ikinci elden kaynaktır. Çünkü eser I. elden kaynaklardan yararlanılarak kaleme alınmıştır.

Bilgi Veren Kaynağın veya Malzemenin Cinsine Göre Tasnif

Bu bölümdeki tasnifte kaynak ve tarihi malzemeler; haberler, kalıntılar gibi cinsine göre tasnif edilir. Yazımızın da ana konusunu bu bölüm oluşturur. Şimdi tarihi malzeme ve kaynakları inceleyelim.

Kaynak ve Tarihi Malzeme Türleri

Tarihi bilgi edinilecek yerleri şöyle toplayabiliriz: Her türlü eşya, gözlemler yani sözlü bilgiler, yazılı belgeler, kitaplar veya “taşa, kağıda” yazılmış bilgiler, görüntülerden, resim, heykel ve boyutlu malzemeden edinilen bilgiler.

Müşahedeler

Tarihi bir olaya, doğrudan doğruya şahitlik etmiş, olayı yaşamış, olanların bıraktıkları vesikalardır. Olayın doğrudan doğruya müşahedesi bilgi maddesinin kendisini veren biricik kaynaktır. Fakat tek bir insanın, zamanında yaşanmış, tarihsel olaya göz veya kulağıyla şahidi olabileceği kısım herkesin vaziyetine göre oldukça sınırlıdır.[4] Yani her müşahede edenin hadiseleri anlayışı, istidadına ve medeni seviyesine göre türlü türlü olduğundan, olaya şahitlik edenlerin bu hadiselere ait hükümleri de çoğu kez türlü olup biri diğerine uymaz, bazen müşahitlerin ifadelerine bakarak hadisenin hakikatini tespit etmek müşkül, hatta imkansız olmaktadır.[5] 

Haberler (Rivayetler)

Müşahedelerin sahiplerinden olayları bize aktarım şekilleri, dil (şifahi), yazı, resim olmak üzere üç şekilde olur. Bunlara haber (rivayet) denir. Bütün haberler esasta görmeye dayanırlar ve içerikleri bakımından görmenin sıhhatine bağlıdırlar.

Sözlü (Şifahi) Haberler

Sözlü haberler, kuşaktan kuşağa aktarılan haberlerdir. Sözlü haberler, tarihe kaynak olan haberlerin en eskisidir. Bunlar zamanla yazılı biçim kazanmışlardır. Gerçek bir olay zamanla gerçek dışı anlatım kazanmış olmaktadır. Her yeni anlatımda içeriğine çağının yeni sosyal değerleri katılmıştır. Zamanla yazılı biçim kazanmalarına karşın ilk biçimleri sözlü geleneğe dayandığı için sözlü haberler denmektedir.

Canlı Şahitler, Yaşayan Tarihler

Bir olayın incelenmesi sırasında, hâlâ olayı yaşayanlardan sağ olanlar varsa, onların bilgileri başta gelir. Böylesine kişilere canlı şahit veya yaşayan tarih de denilebilir. Böylesine kişilerin bilgileri eğer yazıya dökülürse hatıra biçiminde yazılı haber şekline girerler.[6] 

Destanlar

Destanlar gerçek bir olayın kuşaktan kuşağa anlatılmasıyla kapsamı değişmiş, genişlemiş haberlerdir. Her yeni aktarılışında içeriğine yeni değerler, anlayışlar katılmıştır.[7] Sözlü haberler içinde en çok tarihi gerçek ihtiva eden türdür. Destanlar olağanüstü olaylar, tabiatüstü insanlar silsilesi ile örülü olsalar bile, tarihi bir olayın etrafında cereyan eder. Destanda esas olan bir gerçek tarihi olaydır fakat etrafında birçok tabiatüstü motifler de vardır. Destanlardaki hikâye ve efsane kısımları ayıklanırsa, kalan kısım gerçek tarihi olaylardır. Zaferler veya felaketler, milletlerin destan oluşturma kabiliyetlerini harekete geçirir. Destanlar tabiatıyla manzumdurlar. Ve bir tarihi gerçek etrafında teşekkül ettiklerinden tarihi araştırmalarda asla ihmal edilmemelidir. Türk Milleti, destan bakımından en zengin millettir. En önemli destanlarından birisi Oğuz Kağan Destanı’dır.[8] 

Hikâyeler

Olağan hayat sahnelerinin, kahraman ve olayların olağan olduğu sözlü hikâyelerdir. Meddahlar, eskiden halkın roman okuma ihtiyacını böyle gideriyorlardı. Sonradan yazıya geçirilen, yanlış olarak masal da denilen hikâyelerdir. hikâyeler, tarihi kaynak olarak devirlerinin genel durumunu bize yansıtabilirler. hikâyeler iki cinstir: a. Yaşanılan toplumun karakterini aksettiren mahalli hikâyeler, b. Milletler arası müşterek temayülleri aksettiren gezici hikâyeler.

Efsaneler

Efsane az çok gerçek olan bir geleneğe dayalı geçmişteki bir olayın her türden olağanüstü anlatımına dayanır. Sanatlı bir anlatım taşımasıyla efsane destanlardan ayrılır. Doğanın yaradılışı, olağanüstü varlıklar ve tarihsel özelliği olan olayları konu edinir. Söz gelimi Mezopotamya’da gördüğümüz “Tufan efsanesi” temelde Mezopotamya’da olan tarihsel bir olaydan kaynaklanmaktadır. Tarihi efsaneler kentlerin, köylerin, önemli anıtların, tarihsel kişilerin yaşamlarıyla ilgili birçok konuyu içerir. Efsaneler ikiye ayrılır;

Sabit (Mahalli) Efsaneler

Sadece o yere ait efsaneler olup, oranın durumu ile ilgili bilgiler verebilirler.

Gezici (Seyyar) Efsaneler

Birbirinden hem zaman hem de mekân olarak çok uzak toplumlarda aynı efsaneler vardır. Bunlara gezici denmesi adet olmuşsa da yaygın demek daha doğru olacaktır. Çünkü insanın temel özellikleri ile ilgilidir. Örneğin kurdun bir insan çocuğunu emzirmesi hem eski Roma’da hem de Türkler ‘de görülür.

Menkıbeler

Menkıbeler de din büyükleri hakkında söylenen efsanelerdir. Bunlara ait efsanevi, birçok olağanüstü vakarla örülmüş hikâyelere menkıbe diyoruz. Bu kabil efsaneler dünyanın her yerinde, Müslüman, Hristiyan bütün dinlerde görülmektedir. Batıda olduğu gibi, doğuda da çoktur. Atilla’nın büyük batı seferi sırasında Batı Avrupa’nın kurtuluşu, efsanelere göre Hristiyan aziz ve azizelerinin himmetleriyle olmuştur. İslam uluları, şeyhleri, dervişleri hakkında da pek çok olaylar anlatılır. Bunların esas unsuru, keramet ve geleceği keşfetmek hususlarıdır. Menkıbeler zamanla “menakıpnameler” halinde tespit edilmişlerdir. Bu menkıbeler şifahi halde bir değer taşımazlarsa da yazılı hale geçince tarihi kıymetleri artar. Menakıpnamelerdeki şahsiyetlerden, onların tarihi doğar ve kişiliklerinin yanında, menakıpnameler vücut bulduğu cemiyetin mantalitesini, düşünce tarz, fikir ve telakkilerini belirtir. Hacı Bektaş Veli’nin, Saru Saltuk’un, Ulu Arif Çelebi’nin menkıbeleri, XIII-XIV yüzyıllar tarihi için belli başlı kaynaklar arasındadır. Bunlardan bu asırlar Türkiye’sinin fikri temayül, düşünüş tarzı ve çeşitleri hakkında bir kanaat edinmemiz mümkündür.

Manzume ve Şiirler

Manzum metinler insan hafızasında en uzun süre kalabilenlerdir. Bu açıdan bilgilerin manzum hale getirilerek nesilden nesile aktarıldığı anlaşılıyor. Örneğin M.Ö. VI yüzyılda cereyan eden Alp Er Tunga’nın ölümünün XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut’un eserinde yazıya geçirilmesidir. (Demek ki manzum bir ağıt) Estergon Kalesi, Bağdat, Yemen Türküleri de bu türden sözlü haberler arasında sayılabilir.

Fıkralar, Latifeler, Anekdotlar

Sözlü gelenekte yoğun bir biçimde yaşayan fıkralar tarihsel kişilerin çevresinde oluşturulmuştur. Nasreddin Hoca, Bekri Mustafa, İncili Çavuş gibi kişilere mal edilen fıkralar, espri güçlerinin yanında, çağından ya da sonradan eklenen, sosyal-siyasal ortamdan bilgiler taşımaktadırlar. Halkın sosyal-siyasal yapıyı eleştirmelerine dolaylı olarak hizmet eden bu tip anlatımların ülkemizde özel bir yeri vardır. Baskı dönemlerinin eleştirisi olarak kaynak niteliği taşırlar.

Atasözleri

Gerçeklerin, yüzlerce yıl yoğrula yoğrula en kısa halini bulmuş şeklidir. Atalardan kalmış, belirli kitaplar içinde yol gösterici akıl öğretici sözlerdir. İnsanı iyi yöne iten özelliği vardır. Atasözleri, içinde çıktığı toplumun iç dünyasını yansıtır.

Mitler

Buna Myt’ler de denilir. Daha ziyade çok tanrılı devrin hatıraları, bunlara atfedilen efsanelerdir. İnsan telakki edilen tanrılar, birbirleriyle çeşitli münasebetlerde bulunurlar, hatta savaşırlardı bile. Bunların bu yoldaki faaliyetleri, savaşları ağızdan ağza mitos olarak yayılırdı. Gerçekle hiçbir ilgisi olmayan mitoslar, sadece duyup yayıldıkları mıntıkalar halkının mantalitesini, düşünce tarz ve teamüllerini açıklar, bildirir. Bu ise, tarihi neticeler bakımından mühimdir.

Yazılı Haberler

Yazılı haber demek, bize yazılmış olarak ulaşan haberler demektir. Bunda amaç, aslı sözlü haber olmayıp, ilk andan beri yazılı olarak bize ulaşmış olmasıdır. Şüphesiz sözlü haberler zaman geçtikçe yazıya geçirilmiştir. Ancak onları yazılı haber saymıyoruz. Çünkü sözlü haberler daima bir değişim içindedirler. Yazılı haberler ise pek değişmezler ancak kopya, yani istinsah edilirken değişikliğe uğrayabilirler. Özetlenmiş, tefsir edilmiş, bu halde kısmi olarak değişmiş olsalar bile, dikkatli bir tarihçi esaslı bir tenkit süzgecinden geçirerek bunları fark edebilir. Yazılı haberlerin bize intikal ediş şekilleri de hayli çeşitlidir. Bunlar sırasıyla şunlardır;

Kitabeler (Yazıtlar)

Eski Çağ’lardan günümüze dek taşlara, çinilere, deri, bakır, tunç gibi madenlere, mermere, tahta ya da kurşun gibi maddeler üzerine yazılmış yazıtlar vardır. Bu yazıtlar, aşağıda sözünü edeceğimiz, anıtsal yapı, çeşme, mezar taşı, köprü vb. türlü mimari kuruluşlar üzerine, eserle ilgili bilgi vermek amacıyla kazılmıştır. İslami toplumlarda kitabe adı verilen yazıtlar hemen her konuyu kapsamaktadır. Tarihin her devrinde, yazısı olan her toplumda yazıtlar bulunmaktadır.

Eski Çağ, Mezopotamya, Roma toplumlarında rastlandığı gibi eski Türk devletlerinde de çokça yazıtlara rastlanılmaktadır. Mezarlarda, ya da bir amaçla dikilen anıtlardaki bu yazıtlar tarihin en önemli aydınlatıcı kaynaklarındandır.

Kitabeler birkaç alt bölüme ayrılabilir:

  • Malzemesine Göre: Taş, mermer, demir-çelik veya tahta üzerine yazılanlar,
  • Diline Göre: Grekçe, Lâtince, Arapça, Farsça, Türkçe,
  • Devirlerine Göre: Yunan, Roma, Bizans, İslam, Göktürk, Osmanlı,
  • Alfabelerine Göre: Göktürk, Uygur, Arap Alfabesi gibi.

En sade kitabe olan mezar taşından başlayarak bütün kitabelerin haber olarak da değeri vardır. Tabiatıyla en önemlisi devlet başkanlarının kazdırdıkları kitabelerdir. İslami devirlerdeki yazıtlara kitabe adı verilmektedir. Bu kitabeler fermanlar, anlaşmalar binaların yapılış tarihi, ne amaçla ve kim tarafından yaptırıldığı, yasalar, Kuran’dan alınmış Ayetler, Hadisler yazılı olarak tarihin hemen her konusu için kaynak özelliği taşımaktadırlar. Çeşme, han, hamam, kütüphane, saray, kervansaray, imarethane, medrese, cami ve mescit gibi birçok mimari kuruluşun kitabesi manzum olurdu. Genellikle ebcet hesabına göre uygun tarih düşürülür, yaptıran kişi bu manzumeyi kitabe biçimine getirtirdi. Bu bakımdan kronoloji saptanması açısından da yazıtların değeri anlaşılabilir.

Osmanlıların kitabeleri önceleri Arapça iken sonra genellikle Türkçe olmuştur. Farsça kitabe ise genellikle azdır. Osmanlıların kitabeleri çoğunlukla “kufi ve nesih” yazılarla yazılırdı. Azda olsa “talik” yazılı kitabeler de vardır. Bu bakımdan kitabelerden yararlanmak yalnızca eski yazı bilmekle olmaz, resim niteliği taşıyan bu yazıları da okumayı bilmeyi gerektirir. Yani Osmanlıların kullandığı yazı tiplerini tanımalıdır. Türkiye tarihinde vergi kitabelerine de rastlamaktayız. Demek ki yazıtlar tarihin çok önemli kaynaklarıdır. Siyasal, ekonomi, sanat, kronoloji saptama gibi hemen her dalla ilgili belge niteliği taşımaktadırlar.

Şecereler (Soy Kütükleri)

Geçmişteki büyük şahsiyetlerin ecdat ve neslini bildiren kütüklerdir. Bir kişinin ya da ailenin, soyunun en uzak atalarına dek belirtildiği, soy çizelgesinin düzenlenmesi geleneği çok eski devirlerden beri yerleşmiştir. Özellikle saraylarda ve varlıklı çevrelerde yerleşen böyle soyacağı düzenleme geleneği Eski Çağ toplumlarında görüldüğü gibi Hristiyan ve İslam ülkelerinde de görülmektedir. Eski Çağ doğu topluluklarında kral listeleri düzenlenirdi. Eski Helen uygarlığında da olimpiyat oyunlarında galip gelenlerin listelerini düzenleme geleneği vardı. Avrupa’da papaların şecereleri tutulmuştur. Bu gelenek Araplarda çok daha yaygındır ve pek çok ensab kitapları bulunmaktadır.

Yıllıklar, Kronikler (Vakayinameler)

Başta siyasal olaylar olmak üzere yöneticiler çevresinde olanların güncel olarak yazılması işi Eski Çağ toplumlarından bu yana sürmektedir. Gerçi aralarında çok farklar belirmiş olmasına karşın, olayların akışını bir tarih sırasına göre saptayan bu tip yazılı haberlerin tarihçi için yeri çok önemlidir. Her şeyden önce olaylardan bir tarih sırası içerisinde haber alabilmektedir. Genellikle yönetici şefin açısından olaylar verildiği için nesnel değillerdir ama olup bitenden haber alındıktan sonra, gerçek başka kaynakların da yardımıyla nesnel araştırma sonuçlarına doğru gidilebilmektedir.

En eski kroniklere eski Mezopotamya uygarlıklarında rastlamaktayız. Söz gelimi Babil’de tek tek olayları anlatan belgeler ele geçmiştir. Ayrıca Kassit’lerin Mezopotamya’yı istilalarına dek Babil kronikleri vardır. Asur’da da M.Ö. XV. ve VII. yüzyılları anlatan kronikler yazılmıştır. Mısır’da, Hititlerde bu yıllıkların (annal) varlığını görmekteyiz. Öyle ki Eski Çağ tarihini bu kroniklere dayamak zorunda kalmaktayız. Orta çağ Avrupa’sında da yıllıklar “paskalya cetvellerinden” türemiş olarak ortaya çıkmaktadır. Orta Asya Türk Tarihinin yerli belgeleri olarak Göktürklerden başlayarak sürüp gelen kronik tipi tarih yazma geleneği vardır. Yıl ve olay ayrıntısına girilmeksizin yazılmaktadır. Bunlar yazıt olarak da taş anıtlar üzerine kazılmışlardır.

İslami devirde de bu tip kronikçilik sürecektir. Söz gelimi Osmanlı Tarihinin, ilk devrelerini anlatan kaynakların Orta Asya geleneğini sürdürdüklerini görmekteyiz, (Aşık Paşa tarihi, Oruç tarihi gibi örneklerde gördüğümüz gibi). Osmanlılarda resmi tarih yazıcılığı ortaya çıkacaktır. Gerçi bu resmi yazıcılar gizliliği nedeniyle tüm resmi belgeleri göremezlerdi ama yine de devrin siyasal olaylarını genişçe hikâye etmekteydiler.

Kronikçilikten farklı olan şehnamecilik (İran edebiyatından olanın hikâye tarzı anlatım) yerini vakayinamecilik alacaktır. İlk kez vakanüvis (olay yazarı) atanan Mustafa Naima Efendi (1699)dan Osmanlı Devleti’nin sonuna dek bu tip olay yazarlığı sürmektedir. Vakanüvis tarihleri denilen bu eserler eski kronik geleneğinden farklı olarak olayları ayrıntılarına dek yine de kronik sırayla anlatmaktadırlar. Genel anlamıyla Orhun nehri boylarındaki yazıtlarda anlatılan yıllık olaylardan vakayinamelere dek bu tip kaynaklar “yılık” niteliği taşımaktadır.

Bizde genellikle bu tip kaynaklar hikâyeci tarih anlatımı taşıdığından “tarih” olarak adlandırılmaktadır. Aslında bunlar bilimsel tarih araştırmalarının yazılı kaynak niteliğini taşır. Çağdaş tarihçi yıllık niteliği taşıyan kaynakları, diğer kaynaklarla da karşılaştırdıktan sonra bilimsel tarih eserini ortaya koyacaktır.

Takvimler

Takvimler, hadiseleri günü gününe kayda alma usulüdür. Bu batıda ve doğuda bilhassa dini günler bakımından dikkat edilmiş, arada diğer olaylar da kaydedilmiştir.

Hal Tercümeleri, Biyografi ve Otobiyografi

Biyografiler, büyük şahsiyetlerin hayat hikâyeleridir. Doğduğu yer, ailesi, gezip gördüğü yerler, vs. gibi. Günümüzde de hal tercümesi yani yaşam öyküsü etki ve önemini devam ettirmektedir. Eğer bir kişinin hayatını başkası yazarsa bu “Biyografi”, buna karşılık kişi hayatını kendisi yazarsa “oto biyografi” olur. İnsanların başkalarının hayatını merak etmesi tarihin en eski zamanlarından beri görülür. Hele bu insanlar ünlü veya topluma etki yapmış kişiler olursa durum daha da ilgi çekici bir hal alır. Çin tarihçiliğinin M.Ö. ‘ki yıllara kadar giden geleneği içinde de biyografiler önemli bir yer tutar. İslam Dünyası’nda da Peygamberin hayatı “Siyer” en eski tarih kaynağıdır.

Hatıralar

İnsanlar kendi hatıralarını yazarken, tarih için de önemli bilgiler kaleme almış olabilirler. Hatıralar, genellikle herhangi bir insanın kendi hayatında önemli yer tutan şeyleri kaleme almasıyla ortaya çıkar. Ancak hatırayı yazan kişi, yazarın yaşadığı dönem bu hatıraları önemli kılabilir. Örneğin, hatıratın yazarı tarihte önemli bir kişi ise (mesela; devlet başkanı, elçi vs.) yazdıkları tarih için oldukça mühim olabilir. Ya da hatıratı yazan kişi, önemli olayların yaşandığı bir dönemde yaşayıp bunları hatıratında kaleme almış ise yine bu hatırat tarihsel nitelik kazanır. (Mesela; yazar Fransız ihtilali döneminde yaşamış, olayları görmüş ve hatıratına aktarmış olabilir.) hatıralar, aynı zamanda ana kaynak niteliği de taşırlar.

Seyahatnameler (Gezi Yazısı)

İnsanın yeni ve değişik bir yerdeki gözlemlerini anlatan eserlere seyahatname denir. Bireyler kendi yaşadıkları toplumların özgün (orijinal) yanlarını çoğu kez saptayamazlar. Onlara doğal gelir bu yaşantı. Ancak bir yabancı, toplumda daha fazla şeyler görür. O, toplumun kurallarına şartlandırmadığı için gözlem yeteneği daha geniştir. Bu açıdan gezginlerin (seyyah) bıraktığı notlar, tarihte önemli belge niteliği taşırlar.

İnsanlar kendilerinin dışındaki toplulukları, doğayı her zaman merak etmiş, olanak buldukça da gezmişlerdir. Bu gezilerin notlarını da yazdıkları olmuş. Bu notlardan bize kalanlar bugün tarihin önemli kaynakları arasındadır. Doğu toplumlarında da batıda da bu tip gezi notları değer taşımaktadır. Özellikle sosyal yaşantı ve ekonomik yapıyla ilgili tarih araştırmalarında bu kaynağın değeri yadsınamaz. Ancak bu belgelerden yararlanırken gezginin dinsel, sınıfsal yerini iyi bilmek, başka kaynaklarla karşılaştırarak verdiği bilgilerin olasılığını saptamak gerekir. Sözgelimi gezgincinin yerdiği ya da övdüğü bir sosyal davranışın gerçekte tersi söz konusu olabilir. Bu anlatım onun kişisel yapısıyla ilgilidir. Her zaman gezginden nesnel (objektif) olmasını bekleyemeyiz.

Dergiler, Gazeteler, El İlanları, Beyannameler, Açık Mektuplar

Gazete, dergi, bildiri, açık mektup vb. yazılı yapıtlar devrine ışık tutan önemli belgelerdir. Bu tip belgeler kaynak olsun diye hazırlanmış değildir. Güncel türlü sosyal olayların yürütülmesi için basılmış, çoğaltılmış bu belgeler daha sonra araştırıcının değerlendirme ve yorumlamalarıyla anlamlanacaktır. Sosyal, siyasal ve ekonomik türlü olaylarla ilgili izlediğimiz basılı, çoğaltılmış belgelerin yarın nasıl nitelenebileceğini bu günden saptamak olanaksızdır. Bugün bizim için çok önemli gözüken bir siyasal gelişme tarihte bizim göremediğimiz bir yapıda nitelendirilebilir.

Bu tip kaynakların özellikle zamanımızda çok değer kazandığını belirtmek gerekir. Kamuoyu oluşturmak açısından yapılan her girişim tarihte belge değeri taşıyacaktır. Günümüzde iki devlet arasında “resmi” bir bildiriden daha çok sosyal içeriği olan bir dergideki öykünün, şiirin ya da bir gazete fıkrasının gelecekte nasıl yorumlanacağını şimdiden kestiremeyiz. Ancak düne baktığımızda, özellikle son zamanların tarihinde bunların belge niteliği daha iyi anlaşılmaktadır.

Ansiklopedi, Sözlük ve Rehberler

İnsanlara yararlı bilgilerin bir araya getirildiği ansiklopedi türünden eserlere tarihin hemen her devrinde görülebilir. Ancak bu adın ortaya çıkması Avrupa’daki yeni oluşumla, yani XVIII. yüzyıldadır.

Sözlükler de özellikle kavramların ortaya çıkıp anlamlarının gelişmesi, değişmesi için yararlıdırlar. Rehber kitapları çok eskiden beri insanlara yararlı bilgiler vermek üzere tertip edilmişlerdir.

Görsel Haberler

İnsanlar için göz, dinlemekten veya okumaktan çok daha etkin bir olaydır. Bu sebeple göze dayalı haberler, son yıllarda çok büyük bir gelişme göstermiştir. Daha önceki yıllarda da görsel (dilsiz) haberler söz konusu idi. Ancak günümüzde bu haber kümesinin boyutu çok daha genişlemiştir. Bunları üç alt kümeye ayırabiliriz:

Dilsiz Görsel Haberler

Üzerinde veya içinde herhangi bir açıklama ve bilgi bulunmayan görsel malzemedir. Bu kümedekiler bir bakıma “kalıntı” olarak da değerlendirilmektedir. (Ör; Her türlü resim, minyatür, gravür ve benzerleri.)

Yarı Dilli Belgeler

Bu kümede görüntü esas olmakla birlikte, az da olsa izahat bulunan malzeme ele alınmıştır. (Ör; afişler, reklam panoları.)

Sözlü Bilgiyle İç İçe Görsel Haberler

Her türlü sinema filmi bu kategoriye girer. Sessiz filmler ise dilsiz haber olarak kabul edilir. Günümüzde görüntü çok güçlendiğinden, filmler oldukça yaygınlaşmıştır.

Kalıntılar

Kalıntılar, tarihte en başta gelen bilgi kaynağıdır. Nasıl mahkemelerde maddi deliller, sözlü ikrarlardan daha etkili ise, tarihte de olay veya konunun bilinmesi için vasıtasız bilgi demek olan kalıntılar aynı şekilde önemlidirler. Çünkü bunlar bir bilgi vermek amacıyla değil hayatın tabii akışının birer unsurudurlar. Dolayısıyla gerçek olayın ve konunun içindeki doğal birer parça olduklarından tarihi bilgi değerleri de büyüktür. Kalıntılar, kendi içinde ikiye ayrılırlar. Şimdi bunlara göz atalım.

Kendiliğinden Kalan Kalıntılar

Bu tür kalıntılar, tarihe bir hatıra bırakmak maksadıyla meydana gelmezler. Yani bu kalıntılar insanlar tarafından, kendilerinden sonraki nesillere aktarılsın diye bilinçli bir şekilde oluşturulmazlar. Örneğin aşağıdaki başlıkta da göreceğiniz gibi insan vücudu kalıntıları (insan iskeletleri gibi.), buna insan yaşantısının kalıntıları da diyebiliriz. İnsanlar hayatlarını devam ettirebilmek için belli şeylere ihtiyaç duyarlar. Mesela konuşma ihtiyacına. Bu konuşma ihtiyacı da dilleri meydana getirir. İşte bu şekilde insanlar hayatlarını devam ettirebilmek için belli şeyler meydana getirir. Bu meydana gelenlerde tarihe malzeme olur. Şimdi bunları inceleyeceğiz.

İnsan Vücudunun Kalıntıları

Bunlar, kemik, kafatası, diş vs. Herhangi bir uygarlığın meydana getiricisi kavmin saptanmasında, bir kültür çevresinin alanını belirtmede insan kafatasının ve vücut kemiklerinin kalıntıları anlamlandırılır. Özellikle “Eski Çağ” tarihinde kültür karmaşıklarının belirlenmesinde bu tip kalıntılar önemli belge niteliği taşır. Gerçi kafataslarına göre insanları sınıflandırmanın çağdaş uygarlıkta sapıklıktan öte bir anlamı yoktur ama kültür gelişmesini alışverişinin saptanmasında bu tip belgeleri değerlendirmenin değeri de yadsınamaz.[9] 

Diller

Dil yaşayan bir varlıktır. Geçmişten günümüze bizden geleceğe uzayan köprü dildir. Her uygarlık kendine göre adlandırmalarda bulunur. Kültür deyimleri, terimlerinden alında yer adlarına dek kullanılan adlar özgün (orijinal) kültür kalıntılarıdır. Bugün var olan birçok terimin karşılaştırılmaları, araştırılmaları kültür alışverişinin gücünü çizebilmektedir. Kavimler arasında uygarlık alışverişlerinde dilin önemli rolü vardır. Bundan yararlanılarak bir takım tarih sorunlarına çözüm bulmak olanağı vardır. Bu açıdan tarih kaynağı olarak dilin değeri anlaşılabilir.

Öte yandan yer adları tarih kalıntısı olarak çok önemli belge niteliği taşır. Coğrafi yerlerin adları siyasal yaygınlığı saptamaya yaradığı gibi uygarlık kalıntılarının kime ait olduğunu göstermesi bakımından da değerli kanıttır. Hele ulusumuzun coğrafi ortam olarak yaygınlığı ve Türk adlandırma özeliği dikkate alınınca Türk tarihinde yer adlarının tarih açısından yeri çok daha fazla anlam kazanmaktadır. Kişi ve Soy adlarının nasıl oluştuğu ne gibi gelenekle sürdürüldüğü artık tarihte filolojinin de yardımıyla kaynak değeri kazanmıştır.

Örf ve Adetler

Tarihte birçok örf-adetlerle karşılaşılır. Bunların geriye doğru araştırılması, tarihi bakımdan önemli sonuçlar verir. Mesela ağaca bez bağlatmak, ağaca kutsallık izafe etmek, Şamani inanışın kalıntılarıdır.[10] 

Sanat, Bilim ve Zanaat Verileri

Her çeşit sanat ürünü de tarihi malzemedir. Bunlar şöyle sıralanabilir: sur, kale, duvar, Cami, kervansaray, han, hamam, tekke, kilise, manastır, yollar, evler, paralar, her türlü ev eşyası, seramik, elbiseler, kılıç, kalkan, ok, her türlü ziraat aletleri, her türlü resim ve tasvirler, kitaplar, edebi eserler vs.

Resmi Yazışma Kalıntıları

Tarihi tanıtmaya yarayan ferman, berat, mektup gibi resmi yazışmalar, defterler kendiliğinden yığılıp önemli kaynak görevi görürler. Bu tip belgeler arşiv denilen yerde biriktiği için bu belgelere “arşiv belgeleri” denir. Resmi, genel devlet siyasasıyla ilgili genel arşiv belgeleri olduğu gibi, daha dar anlamda kurum yazışmalarından oluşan özel arşiv belgeleri de vardır. Tarihin kaynağı olarak bu tip kalıntıların çok yönlü önemi vardır.

Tarihe Hatıra Bırakmak Maksadıyla Vücuda Getirilen Kalıntılar

Bu türdeki kalıntılar tam manasıyla tarihi hatıra bırakmak amacıyla meydana getirilmiş değillerdir. Ancak belli başlı şeylerin hatırlanması, anımsanması için meydana getirilirler. Örneğin önemli bir olayın veya bir kişinin hatırlanması için dikilen anıtlar. Şimdi bunları inceleyelim.

Anıtlar

Bir kahramanı, bir olayı, bir toplum değerini simgeleştiren heykel, bina kabartma vb. anıtlar ve bunlarla ilgili tanıtıcı yazılı belgeler tarihin kaynaklarındandır. Eski Çağ toplumlarından bugüne dek anıtsal eser yapmak ve bırakmak kişilerin ya da olayların anılarını yaşatmaktadır. Bu tip kalıntıların yalnızca siyasal bir olayı aydınlatma değil, devrinin sosyo-ekonomik yapısını aydınlatmada da önemli yeri görülmektedir.

Diplomasi Kalıntıları

Yukarıda adı geçen arşiv belgelerinden farklı olan diplomasi belgeleri de tarihin, özellikle siyasal tarihin önemli kaynaklandır. Bu resmi dokümanlar siyasal olayların saptanmasında ana kaynak durumundadırlar. Arşiv belgelerinin içerisinde ayrı bir yer tutarlar.

Bu kalıntıların maddi cinsten olanlarının toplanması, derlenmesi ve topraktan çıkartılması arkeolojinin işi olmaktadır. Bu bakımdan arkeolojik belgeler de denmektedir.[11] 

Dipnot
  1. Tuncer Baykara, Tarih Araştırma ve Yazma Metodu, s. 46
  2. Yaşar Çağlayan, Tarih Öğrenimine Başlangıç, 47
  3. İbrahim Kafesoğlu, Tarih Metodolojisi Ders Notları, s. 28
  4. E. Bernheim, Tarih İlmine Giriş, s. 98
  5. Ahmet Zeki Velîdî Togan, Tarihte Usul, s. 36
  6. Tuncer Baykara, Tarih Araştırma ve Yazma Metodu, s. 52
  7. Yaşar Çağlayan, Tarih Öğrenimine Başlangıç, s. 49
  8. İbrahim Kafesoğlu, Tarih Metodolojisi Ders Notları, s. 30
  9. Yaşar Çağlayan, Tarih Öğrenimine Başlangıç, s. 56
  10. İbrahim Kafesoğlu, Tarih Metodolojisi Ders Notları, s. 37
  11. Yaşar Çağlayan, Tarih Öğrenimine Başlangıç, s. 58
Bibliyografya
  • BAYKARA, Tuncer, Tarih Araştırma ve Yazma Metodu, İrfan Kültür ve Eğitim Merkezi Yayınları, İzmir 1996.
  • BERNHEİM, E., Tarih İlmine Giriş Tarih Metodu ve Felsefesi (nşr. M. Şükrü Akkaya), Devlet Basımevi, İstanbul 1936.
  • ÇAĞLAYAN, Yaşar, Tarih Öğrenimine Başlangıç, Mektupla Öğretim Yayınları, Ankara 1975.
  • KAFESOĞLU, İbrahim, Tarih Metodolojisi Ders Notları.
  • TOGAN, A. Zeki Velîdî, Tarihte Usul, Enderun Yayınları, İstanbul 1981.
Paylaş:
Yorumlar Bu içerikle ilgili fikirlerini hemen diğer kullanıcılarla paylaş.

  • Armağan Çakır
    19 Şubat 2018 10:10

    Emeği geçen herkese teşekkürler. Bilgilerinizden son cümleye kadar faydalandım. Cümlelerin akışı ve açık şekilde bilgilerin aktarılması gerçekten çok hoşuma gitti. Tarih alanıyla ilgilenen herkese çok iyi bir kaynak siteniz. İyi çalışmalar.

    • Ali Demir
      20 Şubat 2018 10:10

      Sayın Armağan Çakır, sitemizi ziyaret ettiğiniz ve değerli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Sitemizi ziyaret edenlerin yorumları -olumlu veya olumsuz- bizim için çok önemli. Çünkü bu yorumlar bize yol gösteriyor. İşte bu sebeple değerli fikirlerinizi paylaşmaya devam etmeniz bizi oldukça müteşekkir eder. Sizlerden almış olduğumuz bu yorumlarla daha iyi işler yapmak için daha çok çalışacağız. Tekrardan teşekkür eder, iyi günler dileriz.

  • Şanslı Hissediyorum