Tarih Metodolojisi Ali Demir 30 Eylül 2017 10:10 Son Güncellme:

Tarih İle Bilim Arasındaki İlişki

Tarih ile bilimin paralelliği Milâttan önce beşinci yüzyılda Thukydides kendisini sadece şairlerden gördüğümüz gibi değil onun gibi “gerçeği söylemek ile” ilgilenmeyen kendisinden önceki tarihçilerden de gördüğümüz kadarıyla kendisini özellikle uzaklaştırdığı zaman görülmüştür.[1] 

Tarihe bilimler karşısında bir konum kazandıran en can alıcı soru “Tarih bir bilim midir?” sorusudur. Bu sorudan çıkan tartışma, tarihin konumunu ve bundan kaynaklanan işlevini de kapsamaktadır. O zaman bizde soralım: “Tarih bir ilim midir?”

Tarih bir bilimdir, ancak özel bir bilim. Bekir Biçer “Tarihe Giriş” adlı kitabında tarihin bilim olarak incelenmesi konusunda şunlardan bahseder:

“Tarihin bilim olmasını sağlayan etkenlerden biri, Yeni Çağ’ın oluşma sürecinde meydana gelen tarih çalışmalarının nasıl yapılması gerektiğini sorgulamıştır. Tarih bilgisinin özelliklerini sorgularken hesaplaşmak istediği sorunlardan biri geleneksel tarihçilik olmuştur. Her belgenin kaynağı, tarihi ve gerçekliği diplomatik, paleografik yönden araştırılmıştır. XVII. yüzyıldan itibaren modern araştırma yöntemi geliştirilmiş ve diğer yan bilimler yardımıyla açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Tarihin bilimsel yöntemle incelenme işi öncelikle Fransa’da 1821’de kurulan Ecole de Chartres adlı kurumda, bu tekniklerden bazılarının sistematik biçimde öğretilmesini amaçlayan özel bir okulda başlamıştır. Aynı konularda ilk uzmanlık seminerini 1854’de Viyana’da Theodor von Sickel vermiştir. XIX. yüzyılın büyük kazanımlarından biri rivayet kaynaklarının dayandığı edebiyat kaynaklarına gidilerek bunların daha gerçekçi biçimde değerlendirilmesidir. Leopold von Ranke meslek yaşamına klâsik edebiyat öğretmeni olarak başlamış, incelediği Yunan ve Lâtin yazarlarının ardındaki kaynakları daha iyi anlamak arzusuyla tarihe yönelmiş ve ilk tarih eleştirmeni unvanını kazanmıştır.”[2] 

Çalışmanın bu konusunu anlatırken kendimize Edward Hallett Carr’ın fikir ve yazılarını kaynak olarak aldık. Bu konuyu onun yazmış olduklarıyla anlatmaya çalışacağız.

Carr’ın “Tarih Nedir?” adlı kitabında kimi bilim adamları tarafından tarihin bir bilim dalı olmadığı vurgulanmaktadır.

Carr, bu terim sorunun İngilizcenin kendine özgü acayipliğine bağlar. Başka bütün Avrupa dillerinde “bilim” kelimesinin karşılıkları, tarihi hiç duraksamadan kapsar. Fakat İngilizce konuşulan dünyada, bu sorunun uzun bir geçmişi vardır.[3] Tarih bir bilim midir, değil midir? Karşımıza çeşitli çağlarda hep bu sınıflandırma sorunuyla ortaya çıkar. Bugüne kadar tarihin bilim sayılmamasının ve buna karşı çıkılmasını Carr şöyle anlatmaktadır: “Bazıları başkalarından daha inandırıcı olan bu karşı çıkmalar özetle şöyledir:

  1. Tarih yalnız ve yalnız tek (biricik) olan şeylerle, bilim ise genel şeylerle ilgilenir.
  2. Tarihten ders çıkmaz.
  3. Tarih geleceği önceden haber veremez.
  4. Tarihte insan kendini gözlediği için, tarih zorunlu olarak özneldir.
  5. Tarih, bilimin tersine, din ve ahlâk sorunlarını işin içine katar.”[4] 

Bu karşı çıkmaların hepsini tek tek inceleyelim:

İlk olarak “Tarih yalnız ve yalnız tek (biricik) olan şeylerle, bilim ise genel şeylerle ilgilenir.” deniliyor. Birbiriyle özdeş hiçbir oluşum olmadığı gibi tarihsel olaylar da biriciktir fakat bu biricik olaylar genellenir. (savaş, devrim vs.)

İkinci olarak “Tarihten ders çıkmaz.” deniliyor. Tarihte genellemeler vardır ve bir genellemeden diğerine geçerken ister istemez ortaya bir ders çıkar. Yani biz geleceğe dair çıkarımlarda veya tahminlerde bulunurken geçmişteki örneklere bakarak bunları yaparız. Dilin kullanılmasın kendisi tarihçiyi de genelleme yapmaya bağlar. Peloponnessos Savaşları ile ikinci Dünya Savaşı çok farklıydılar ve ikisi de biriciktiler. Fakat tarihçi ikisine de savaş der ve buna yalnızca ukalalar karşı çıkarlar. Gibbon, Konstantin’in Hristiyanlığı kabulü ile İslam’ın yükselişinin ikisine de devrim dediği zaman da iki biricik olayı genellemektedir. Çağdaş tarihçiler de İngiliz, Fransız, Rus ve Çin devrimleri derken aynı şeyi yapmaktadırlar. Tarihçi gerçekte biriciklerle değil, biricikler içindeki genel olanla ilgilenir. Tarihçilerin 1920’lerde 1914 savaşının nedenleri üstüne tartışmaları, bunun ya gizlilik içinde ve kamuoyunun denetimi dışında çalışan diplomatların kötü idaresinden ya da ne yazık ki, dünyanın egemen devletler arasında kötü bir biçimde bölünmüş olmasından ileri geldiği varsayımından hareketle yapılıyordu. 1930’larda aynı konu üstüne tartışmalarda ise, bunun çökmeye başlayan kapitalizmin baskılarıyla emperyalist güçler arasındaki rekabet sonucu olduğu varsayımına dayanılıyordu. Bu tartışmalar, hep savaşın nedenleri ya da hiç değilse, 20. yüzyılın koşullarındaki savaşın nedenleri hakkındaki genellemelerini işin içine katıyordu. Tarihçi, kendi kanıtını sınamak için sürekli genellemeler kullanır.

“Geçmişin ışığında bugünü öğrenmek, aynı zamanda bugünün ışığında geçmişi öğrenmek demektir.”
— Edward Hallett Carr

Üçüncü olarak “Tarih geleceği önceden haber veremez.” deniliyor. Öngörü, bilimde de olduğu gibi geçmişten gelen deneyimlere dayanır. Tarih, bilimin tersine geleceğe ilişkin öngörüleri bulunmadığı için, tarihten ders çıkarılamayacağı söylenir. Bu sorun, bir sürü yanlış anlamayla ilgilidir. Gördüğümüz üzere, bilim adamları artık eskiden olduğu gibi, doğanın yasaları hakkında konuşmaya fazla istekli değildirler. Günlük hayatımızı etkileyen bilimin yasaları denilen şeyler, aslında eğilim gösteren önermelerdir; bunlar, başka her şey değişmeden kalırsa ya da laboratuvar koşullarında ne olacağını söylerler. Somut durumlarda ne olacağını önceden bildirebileceklerini kendileri de ileri sürmezler. Yer çekimi yasası şu belirli elmanın yere düşeceğini kanıtlamaz: Biri onu sepete alabilir. Işığın düz çizgide gittiğini gösteren optik yasası, belirli bir ışık ışınının araya giren bir cisim tarafından kırılmayacağı ya da dağılmayacağı anlamına gelmez. Fakat, bu, bu yasalar değersiz ya da ilkece geçersiz demek değildir. Çağdaş fizik teorilerinin olan olayların ihtimalleriyle ilgilendiği söyleniyor. Bilim, bugün tümevarımın aklı: olarak ancak ihtimaller ya da akla uygun inanışlara götürebileceğini hatırlamaya daha çok eğilimlidir; onun ifadelerini de geçerlilikleri ancak özgül eylemlerle sınanabilecek genel kurallar ya da yol gösterici sözler saymaya daha istekli görünmektedir.[5] 

Dördüncü olarak “Tarihte insan kendini gözlediği için, tarih zorunlu olarak özneldir. Görüşü mevcuttur. 18. ve 19. yüzyıllarda insanlar özne ile nesnenin birbirlerinden ayrı durduğunu düşünüyorlardı. Ancak çağdaş bilimde bilgiye, özne ve nesnenin etkileşimleri incelenerek ulaşılıyor.

Beşincisi ise “Tarih, bilimin tersine, din ve ahlâk sorunlarını işin içine katar.”

Tüm bu anlattıklarımızdan sonra şunu söylemeliyiz ki: Tüm bu tartışmalar, görüşler ne olursa olsun tarih ile bilim her zaman birbiri ile ilişki içinde olan birbirinden faydalanan, ele aldıkları konuların aydınlatılması için birbirine ihtiyaç duyan müesseselerdir.

Dipnot
  1. Beverley Southgate, Tarih: Ne ve Neden, s. 41
  2. Bekir Biçer, Tarihe Giriş, s. 106
  3. E. Hallett Carr, Tarih Nedir?, s. 65
  4. E. Hallett Carr, Tarih Nedir?, s. 72
  5. E. Hallett Carr, Tarih Nedir?, s. 79
Bibliyografya
  • BİÇER, Bekir, Tarihe Giriş, Değerler Eğitimi Merkezi Yayınları, İstanbul 2008.
  • CARR, E. Hallett, Tarih Nedir? (nşr. Misket G. Gürtürk), İletişim Yayınları, İstanbul 2002.
  • SOUTHGATE, Beverley, Tarih: Ne ve Neden, (nşr. Çağdaş Dizdar, Erhan Baltacı, Didem Salihoğlu, Tuba Altın, Berkay Ekrem Ersöz), Phoenix Yayınları, Ankara 2012.
Paylaş:
Yorumlar Bu içerikle ilgili fikirlerini hemen diğer kullanıcılarla paylaş.

Şanslı Hissediyorum