Sayfa yükleniyor, lütfen bekleyiniz.
Dünya Tarihi Eylül Sazak 4 Şubat 2019

Güncelleme:

Büyük Ferman: Magna Carta

Günümüzdeki anayasal düzenin tarihi sürecindeki ilk basamaklardan biri olan Magna Carta, 15 Haziran 1215 günü İngiliz Kral John tarafından çıkartılmıştır. 800 yıldan fazla bir süredir yaşayan Magna Carta, bir grup baronun belirli şikâyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkarak uluslararası bir özgürlük sembolüne dönüşmüş ve ABD’nin Bağımsızlık Beyanı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi önemli belgelerin ilham kaynağı olmuştur.

Magna Carta kelime olarak “Büyük Ferman” anlamına gelmektedir. Bazı kaynaklarda Magna Carta Libertatum şeklinde görebildiğimiz belgenin buradaki anlamı da “Büyük Özgürlük Fermanı”dır. Magna Carta, İngilizce kaynaklarda da genel özgürlükler sözleşmesi anlamına gelen “The charter of general liberties” olarak anılabilmektedir.

Magna Carta’ya Giden Süreç ve İlanı

Magna Carta’nın hazırlanmasına neden olan olayları 1066’daki Norman istilasına kadar dayandırabilmek mümkündür. Bu topluluklar Roma hukukunun etkisi dışında kalmışlardı ve hâkimiyet anlayışları kralla halk arasında karşılıklı haklara dayanmaktaydı. Norman istilasından sonraki süreçte İngiltere’de feodal düzen iyice yerleşti ve aristokrasi belirmeye başladı.

II. Henry tahta geçtiği sırada karşısında güçlü bir feodal aristokrasi bulmuştu. İngiliz tarihinin en büyük krallarından biri olarak kabul edilen II. Henry, hakimiyet yıllarında kazandığı topraklarla sağlam bir krallık kurdu. Krallık yetkilerini kısıtlayan engelleri kaldırarak, çıkardığı kanunlar ve kurduğu merkezî teşkilâtla kiliseyi ve feodal aristokrasiyi etkisiz duruma sokmayı başardı. II. Henry’nin ölümünden sonra tahta geçen I. Richard John mutlak bir monarşi kurmak amacıyla merkezi idareyi sürdürmeye çalışmıştır. 150 yıldır süren kral ve feodal baronlar arası çekişme, Kral John’un girişimleriyle kontrol edilemez bir hal aldı. Baronların uzun süredir geri kazanmak istedikleri feodal siyasal, sosyal, askeri ve ekonomik düzen ayaklanmalarına sebep oldu.

Daha önceki krallarla birlikte başlayan bu çekişmeli durum Kral John’un kiliseye karşı tutumu, koyduğu yeni vergiler, feodal düzeni ortadan kaldıran yargılama usulleri gibi sebeplerle büyümeye başlamıştır. Kral John ve yenilikleri baronların olduğu kadar şehirli halkın da tepkisini almıştır. Uzun zamandır var olan ve giderek büyüyen öfke 1215’de şahsen Kral John’a yönelmiş oldu.

Fransız kralı Philippe Auguste’e karşı savaş çağrısında bulunan Kral John, dış savaşları sürdürmek için yeni vergiler istediğini belirtmişti. Ayrıca bu yeni vergileri ödemeyi reddettikleri durumlarda baronları ciddi şekilde cezalandıracağını veya mülklerini ele geçireceğini ilan etti. Bu isteğin baronlar tarafından reddedilmesinin ardından yine baronlar, feodal düzene ait haklarının geri gelmesine dair teyit alabilirlerse Kral John’un bu isteğini kabul edebileceklerini bildirdiler. Baronların ayaklanmasından çekinen Kral John, baronları oyaladığı süreçte kiliseye karşı daha ılımlı yaklaşarak kilisenin desteğini kazanmaya çalışmışsa da Baş Piskopos Stephen Langton’un çevresinde baronlarla birlikte hareket eden kiliseyi kandıramamıştır. Sabrı kalmayan baronlar Northamptonshire’a gelmişler ve yaptıkları tekliflerin kabul edilmemesiyle Kral John’u tanımadıklarını bildirmişlerdir. Mayıs 1215’te Londra’ya giren baronlar burada şehir halkının da tam desteğini alarak ayaklanmışlardır. Londra’nın tamamen kontrol altına alınmasından sonra Kral John müzakere etmeye zorlanmıştır.

Runnymede - Kral John, Magna Carta
Kral John’un Runnymede’deki Magna Carta’yı imzaladığı bir tablo.

İki taraf 1215 Haziranında Thames ırmağı üstündeki Runnymede kasabasında bir araya gelmiştir. Müzakerelerin sonucunda kralın kâtipleri tarafından Magna Carta olarak bildiğimiz belge yazılmış ve 15 Haziran’da Kral John belgeye mührünü basmak zorunda kalmıştır. Belgedeki maddelerin çoğu Orta Çağ hakları ve gelenekleri ile ilgili olmasına rağmen Magna Carta dünya çapında güçlü bir özgürlük sembolü haline gelmiştir.

Runnymede - Magna Carta
Magna Carta’nın imzalandığı Runnymede kasabasındaki anıt.

Kral John 1216’da dizanteriden öldüğünde dokuz yaşındaki III. Henry tahta geçti. Huzurun devamlılığının sağlanması için Magna Carta 13. yüzyıl boyunca İngiliz hukukunun parçası oluncaya kadar birkaç kez yeniden yayınlandı.

Magna Carta’nın İçeriği ve Özellikleri

Magna Carta 63 maddeden oluşmaktadır. Birçok kopyası yapılan belgenin sadece dört kopyası günümüze ulaşabilmiştir. Kopyalardan biri Salisbury Katedrali’nde, iki tanesi British Museum’da, bir tanesi ise Lincoln Katedrali’nde bulunmaktadır.

Magna Carta biçimsel olarak karmaşık ve teferruatlı özelliğe sahip bir Orta Çağ fermanı görünüşündedir. Maddeler incelendiğinde dağınık olarak sıralandığından metnin tam olarak anlaşılabilmesi için ilgili konulara ayrılarak incelenmesi daha doğru olur. Buna göre Magna Carta’nın içeriğini beş bölümde inceleyebiliriz:

  • Feodal düzen ile ilgili maddeler
  • Adalet düzeniyle ilgili maddeler
  • İdari bozuklukların önlenmesi ile ilgili maddeler
  • Kilise ve şehirliler gibi konuları düzenleyen maddeler
  • Yürürlük maddeleri

Toplumdaki egemen güçler arasında bir denge kuran Magna Carta, kralın sonsuz olan yetkilerini ilk kez kısıtlamıştır. Derebeyleri ve din adamları adına kralın yetkilerini sınırlandıran Magna Carta’nın 39. Maddesi fermandaki en önemli madde olarak bilinmektedir. Bu madde günümüzdeki hukuk sisteminin temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Kral John, Magna Carta
Kral John’un Magna Carta Belgelerini imzaladığı bir gravür.

Magna Carta Orijinal Metni

Tanrının lütfüyle İngiltere kralı, İrlanda lordu, Normandiya ve Akitanya dukası ve Anjou kontu olan John, başpiskoposlarını, piskoposlarını, rahiplerini, duagûlarını, kontlarını, baronlarını, hâkimlerini, ormancılarını, şeriflerini, teşrifatçılarını, hizmetkârlarını ve bütün memurlarıyla sadık bendelerini selâmlar.

Tanrı şahidimizdir ki, kendimizin, atalarımızın ve haleflerimizin ruhlarının rahatı için, Tanrının yüceliğine, kilisenin yükseltilmesi ve krallığımızın daha iyi bir düzene kavuşmasına ve saygıdeğer pederler, Canterbury başpiskoposu, İngiltere’nin önderi ve kutsal Roma Katolik kilisesi kardinali Stephen, Dublin başpiskoposu Henry, Londra piskoposu William, Winchester piskoposu Peter, Bath ve Glastonbury piskoposu Jocelin, Lincoln piskoposu Hugh, Coventery piskoposu Walter, Rochester piskoposu Benedict, diyakon yardımcısı ve papanın evinden Master Pandulf, İngiltere Şövalyeler Birliği başkanı Birader Aymeric, Pembroke kontu William Marshall, Salisbury kontu William, Warren kontu William, Arundel kontu William, İskoçya genel valisi Alan de Galloway, Warin Fitzgerald, Peter Fitz Herbert, Poitou saray teşrifatçısı Hubert de Burgh, Hugh de Neville, Matthew Fitz Herbert, Thomas Basset, Alan Basset, Philip Daubeny, Robert de Roppeley, John Marshall, John Fitz Hugh ve diğer sadık bendelerin tavsiyeleri üzerine:

I – İlk olarak. Tanrıya adadık ve şimdi bu fermanla bizim ve bütün haleflerimizin adına teyit ettik ki İngiltere kilisesi hür olacak, haklarında kısıntı yapılmayacak, hürriyetlerinin bütünlüğüne dokunulmayacaktır. Bunun böyle olmasını istediğimiz, baronlarımızla aramızda şimdiki anlaşmazlık başlamadan, kendi serbest irademizle, kilisenin seçim hürriyetini «kilise için çok gerekli ve önemli olduğu kabul edilen bir hakkı» bağışlamış ve bir fermanla teyit etmiş ve bunu Papa III. Innocenta tasdik ettirmiş olmamız gerçeğinden anlaşılmaktadır. Bu hürriyeti biz koruyacağız ve bütün haleflerimizin de iyi niyetle korumalarını istiyoruz. Krallığımızın bütün hür insanlarına da aşağıda belirtilen, hürriyetleri, kendileri ve varisleri adına sahip olmaları ve korumaları için kendimiz ve haleflerimiz adına bağışladık:

II – Eğer, askerî hizmet karşılığında dolaysız olarak Tacın topraklarına sahip bir kont, baron veya bir diğer kişi ölürse ve varisi ölümünde reşit olup tazminat borcu varsa, geleneksel tazminat tarifesine uygun ödemeyle mirasa sahip çıkabilecektir. Böylece, bir kontun varisi veya varisleri bütün miras için £100 ödeyecekler, bir şövalyenin varisi veya varisleri bütün şövalyenin ücreti için en çok 100 s. ve daha az borcu olan, tarifelerin alışılagelmiş kullanılışına uygun olarak daha az ödeyecektir.

III – Ancak, böyle bir kimsenin varisi reşit değilse ve vesayet altındaysa, reşit olduğu zaman mirasa tazminat veya ceza ödemeden sahip olacaktır.

IV – Reşit olmayan bir varisin toprağının, vasisi ancak makul bir geliri, adet olan ücreti ve feodal hizmet karşılıklarını alacaktır. Bunu yaparken insan veya mala zarar vermeyecektir. Eğer toprağın kayyumluğunu bir şerife veya gelir bakımından bize karşı sorumlu başka bir kimseye vermişsek ve bu kimse zarara sebebiyet vermişse, biz bu kimseden tazminat alacağız ve toprağı aynı seviyedeki iki değerli ve tedbirli kişiye vereceğiz. Bu kimseler gelirler bakımından bize veya kendilerini emrine verdiğimiz kimseye sorumlu olacaklardır, Böyle bir toprağı birine vermiş veya satmışsak ve bu kimse zarar – ziyana sebep olursa, kayyumluk hakkını kaybedecek, toprak bize karşı benzer şekilde sorumlu olacak iki değerli ve tedbirli kişiye verilecektir.

V – Böyle bir toprağın kayyumluğunu yaptığı sürece kayyum toprağın geliriyle toprağa ait evlere, parklara, dalyanlara, havuzlara, değirmenlere ve diğer teferruata bakacaktır. Varis reşit olduğu zaman bütün toprağı, sapan ve mevsimin gerektirdiği diğer araçlarla birlikte, toprağın azamî geliriyle, ona devredecektir.

VI – Varisler, toplumdaki durumu daha düşük olanlarla evlendirilemezler. Varis evlendirilmeden önce, durum en yakın hısımına bildirilecektir.

VII – Bir dul kadın, kocası ölür ölmez evlilik payını ve mirasını hemen ve hiçbir engelle karşılaşmadan alabilecektir. Çeyizinin, evlilik payının veya kocasının ölümünde ortak malları olan herhangi bir mirasın karşılığında hiçbir para ödemeyecektir. Kocasının ölümünden sonra, kocasının evinde kırk gün kalabilecek ve bu süre içinde çeyizi kendisine tahsis edilecektir.

VIII – Kocasız kalmak istediği sürece, hiçbir dul kadın evlenmeye zorlanmayacaktır. Ancak, eğer toprakları Taca aitse kralın, bir lorda aitse o lordun onayı olmadan evlenmeyeceğini temin etmesi gerekmektedir.

IX – Ne biz ne de memurlarımız, borçlunun taşınabilir malları borcunu ödemeye yeterli olduğu sürece topraklarına veya rantına el koymayacağız. Borçlunun kendisi ödemede bulunabilecek durumda oldukça kefilleri takip edilmeyecektir. Eğer borçlunun ödeme kabiliyeti kalmazsa, kefilleri ödemeyle mükellef olacaklardır. Ancak, eğer kefiller isterlerse ve borçlu onlarla ödeştiğini ispat edemezse, ödedikleri borç miktarı borçlu tarafından kendilerine ödeninceye kadar borçlunun toprak ve rantlarından yararlanabileceklerdir.

X – Bir Yahudi’den ödünç para almış bulunan bir kimse borcunu ödeyemeden ölürse, toprağı kimin olursa olsun, varisi reşit oluncaya kadar borç için faiz ödemeyecektir. Böyle bir borç Tacın eline geçerse, kral senette yazılı anaparadan başka hiçbir şey almayacaktır.

XI – Eğer Yahudilere borçlu olan bir kimse ölürse, karısı borç için hiç ödeme yapmadan çeyizini alabilir. Eğer ölenin reşit olmayan çocukları varsa, bunların ihtiyacı da kalan toprağın büyüklüğüne uygun olarak karşılanabilir. Borç, kalan miktardan ve feodal lordlara olan hizmet borcu ayrıldıktan sonra ödenecektir. Diğer kimselere olan borçlar için de Yahudilere uygulanan usuller uygulanacaktır.

XII – Kendimiz için kurtuluş akçesi, büyük oğlumuzun şövalye olması ve «yalnızca bir kere» büyük kızımızın evlenmesi sebepleriyle toplananlar dışında krallığımızda genel onaylama olmadan hiçbir vergi veya yardım toplanamayacaktır. Bu sebeplerle de ancak makul bir yardım toplanabilir. Londra şehrinden istenecek yardımlarda da benzer şekilde hareket edilecektir.

XIII – Londra şehri bütün kadim hürriyetlerinden ve geleneklerinden yararlanacaktır. Bütün diğer şehirlerin, kasabaların, köylerin ve limanların da bütün hürriyet ve geleneklerinden yararlanmalarını istiyoruz ve bunları bağışlıyoruz.

XIV – «Yukarıda belirtilen üç istisna dışında» bir yardım veya vergi kararlaştırırken gerekli genel onaylamayı alabilmek için başpiskopos, piskopos, rahip, kont ve büyük baronları adlarına göndereceğimiz mektuplarla çağıracağız. Bizimle dolaysız olarak toprak ilişkisi olan herkese, şerifler ve diğer memurlarımız aracılığıyla, belirli bir günde «en az kırk gün mühlet vererek» belirli bir yerde toplanmak için bir çağında bulunacağız. Bütün çağın mektuplarında, çarığının sebebi bulunacaktır. Böyle bir çağın çıkartılınca, o gün için kararlaştırılan iş mevcudun iradesine uygun olarak yapılacak, çağrılan herkesin gelmiş olması aranmayacaktır.

XV – Gelecekte kimsenin, kendi hür adamlarından, kendi kurtuluş akçesi, büyük oğlunun şövalye olması ve büyük kızının «bir kere» evlendirme masrafları dışında bir sebeple yardım toplamasına müsaade etmeyeceğiz. Bu sebeplerle de ancak makul bir yardım toplanabilir.

XVI – Hiçbir kimse bir şövalyelik «ücretinin» veya diğer toprak borcunun gerektirdiğinden daha fazla bir hizmete zorlanamayacaktır.

XVII – Kişiler arasındaki hususî hukuk davaları kral maiyetiyle birlikte dolaşmayacak, belirli bir yerde görüleceklerdir.

XVIII – Novel disseisin, mort d’ancestor ve darrein presentment davalarına yalnızca ait oldukları eyalet mahkemesinde bakılacaktır. Biz veya yurt dışında olduğumuz zaman kral vekilimiz, her eyalete senede dört kere iki yargıç yollayacağız. Bu yargıçlar, eyaletin kendi seçeceği dört eyalet şövalyesiyle birlikte, mahkemenin toplanacağı gün ve yerde, eyalet mahkemesinde davalara bakacaklardır.

XIX – Eyalet mahkemesinin toplandığı günde bakılamayan davalar olursa, şövalyelerden ve mahkemeyi izleyen hür kimselerden adaletin dağıtılmasına yeterli kadarı, işin çokluğuna göre bekleyeceklerdir.

XX – Hür bir insan küçük bir suç için ancak bu suça uygun bir para cezasına çarptırılabilecektir, ağır bir suçun cezası da suça uygun olacak, kişinin yaşamasına engel olacak kadar ağır olmayacaktır. Kraliyet mahkemesi kararlarında tüccarların ticarî mallarına, köylülerin gerekli araçlarına dokunulmayacak, bu para cezalarının hiçbiri o çevrenin tanınmış kimselerince onaylanmadıkça alınmayacaktır.

XXI – Kontlar ve baronlar ancak kendi eşitleri tarafından ve işlemiş oldukları suçlara uygun bir şekilde para cezasına çarptırılabileceklerdir.

XXII – Kiliseye mensup bir kimsenin cezalandırılması da yukarıda belirtilen kurallara göre ve cismanî mallarına uygun olarak yapılacak, kilise dolayısıyla sahip olduğu mallar göz önüne alınmayacaktır.

XXIII – Geleneksel bir mükellefiyeti olmadıkça hiçbir şehir veya kişi ırmaklar üzerine köprü yapmaya zorlanamayacaktır.

XXIV – Kraliyet yargıçlarının bakması gereken davalara hiç bir şerif, adlî amir, memur veya diğer bir memurumuz bakamayacaktır.

XXV – Krallık özel meraları dışındaki bütün eyalet, kasaba ve köy topraklarının rantları geleneklere uygun olarak kalacak, bunlara zam yapılmayacaktır.

XXVI – Eğer Taçla bir fief ilişkisi olan bir kimse öldüğü zaman, bir şerif veya krallık memuru krala borçlu olduğunu gösteren bir belgeye sahipse ölenin taşınabilir mallarından, tanınmış kimselerce borcun karşılayacağı kabul edilen miktarda almaya hakkı vardır. Bütün borç ödeninceye kadar hiçbir şeye dokunulamaz ve kalan eşya ölenin vasiyetini yerine getirmeleri için varislere verilir. Eğer Taca borçlu değilse, karısı ve çocuklarının makul payları dışında kalan bütün taşınabilir mallar ölenin malı sayılır.

XXVII – Eğer hür bir kimse vasiyetname bırakmadan ölürse, taşınabilir malları kilisenin gözcülüğü altında yakın hısım ve arkadaşları arasında paylaşılır. Alacaklıların hakları korunur.

XXVIII – Satıcı kendi isteğiyle geri bırakmadıkça, hiçbir belge amiri veya diğer krallık memuru bir kimseden peşin ödemede bulunmadan buğday veya diğer taşınabilir mal almayacaktır.

XXIX – Hiçbir bölge âmiri bir şövalyeyi, kendi bekçilik yapmak veya makul sebeplerle kendi yerine bu işi yapabilecek birini bulmak istediği sürece, kale bekçiliği için para vermeye zorlayamayacaktır. Askerlik hizmetine alman veya gönderilen bir şövalye bu süre içinde kale bekçiliğinden muaf tutulacaktır.

XXX – Hiçbir şerif, krallık memuru veya diğer bir kimse, bir hür kişiden, rızası olmadan at veya araba alamayacaktır.

XXXI – Ne biz ne de krallık memurları, sahibinin rızası olmadan, şatomuz için veya diğer sebeplerle kereste almayacağız.

XXXII – Vatana ihanet suçlularının topraklarını bir yıl ve bir günden fazla alıkoymayacak, bu sürenin sonunda topraklan ilgili olan feodal barona geri vereceğiz.

XXXIII – Deniz kıyısı dışında kalan bütün balık ağları, Thames, Medway ve bütün İngiltere’deki ağlar kaldırılacaklardır.

XXXIV – Eğer hür bir kimsenin, kendi lordunun mahkemesinde yargılanması hakkını engelliyorsa, writ precipe bir toprak ilişkisi dolayısıyla gelecekte kimseye verilmeyecektir.

XXXV – Bütün krallık topraklarında şarap, bira ve tahıl için tek ölçü «Londra Quarter» uygulanacaktır. Boyalı bezler, pazen ve abalar ve zırhlar için de standart en iki uç arasında iki İngiliz arşını olacaktır. Ağırlıklar da benzer şekilde standart duruma sokulacaktır.

XXXVI – Gelecekte hayat ve vücudu ilgilendiren ilam ve ihtidalar için para ödenmeyecek ve kabul edilmeyecek, bunlar reddedilmeyecek ve parasız verileceklerdir.

XXXVII – Eğer bir kimse mutasarrıf olarak, mukataa veya hizmet karşılığı Tacın topraklarına sahipse ve diğer bir kimsenin toprağına da şövalyelik hizmeti karşılığı sahipse, biz varisinin vesayetini üzerimize almayacağız, diğer kimseye ait toprağın kayyumluğunu da mutasarrıf şövalye hizmeti borçlu olmadığı sürece, mutasarrıf olarak, mukataa veya hizmet karşılığı olarak almayacağız. Biz bir kimsenin varisinin veya başka hizmet karşılığı olarak almayacağız. Biz bir kimsenin varisinin veya başka birinden elan toprağının kayyumluğuna, bıçak, ok veya buna benzer hizmet karşılığında tasarruf ettiği Taç toprakları sebebiyle sahip çıkmayacağız.

XXXVIII – Gelecekte hiçbir memur, inanılır şahitler göstermeden, yalnız kendi açıklamalarına dayanarak bir kimseyi mahkeme huzuruna çıkaramayacaktır.

XXXIX – Eşitlerinin kanuni bir hükmü veya bir memleket kanunu olmadan hiçbir hür kişi tevkif veya hapis edilemeyecek, haklarından ve mallarından mahrum bırakılamayacak, kanun dışı edilemeyecek, sürülemeyecek, herhangi başka bir şekilde kötü muameleye maruz bırakılamayacaktır. Hiçbir hür kişiye zor kullanmayacağız ve başkalarının zor kullanmasını istemeyeceğiz.

XL – Hak ve adaleti kimseye satmayacağız, reddetmeyeceğiz ve geciktirmeyeceğiz.

XLI – Tüccar serbestçe ve güvenle İngiltere’ye girip çıkabilecekler, kalabilecekler, eski ve hukukî geleneğe uygun olarak, savaş zamanında bizimle savaşmakta olan milletin tüccarı dışındakiler, kanunsuz bir vergi vermeden, ticaret yapmak amacıyla karada ve denizde yolculuk yapabileceklerdir. Savaşın başlangıcında bizimle savaşan bir ülkenin tüccarı bizim topraklarımızda bulunurlarsa, düşmanımızın ülkesinde bizim tüccarımıza nasıl muamele ettiğini biz veya vekilimiz anlayıncaya kadar, şahıs ve mallarına bir zarar vermeden bekletileceklerdir. Eğer bizim tüccarımıza iyi muamele edilmişse onlara da iyi muamele edilecektir.

XLII – Gelecekte, bize sadakatini belirten herkesin krallığımız topraklarına karadan veya denizden serbestçe ve korkmadan girmesi kanunen tanınmıştır. Bu yalnızca savaş sırasında, kısa bir süre için memleketin yararına kısıtlanacaktır. Memleketin kanunlarına uygun olarak hapsedilmiş veya kanun dışı edilmiş bulunanlar, bizimle savaş durumunda bulunan ülkelerin insanları ve tüccarı «ki bunlara yukarıda belirtilen şekilde muamele edilecektir» bu hükmün dışında bırakılmışlardır.

XLIII – Eğer bir kimse, varis bulunmadığından veya işlenmiş bir suç dolayısıyla, bizim elimize geçmiş bulunan Wallingfcrd, Nottingham, Boulogne, Lancaster veya diğer baronluk topraklarında bulunuyorsa, ölümünde varisleri bize barona verecekleri kadar tazminat ve hizmet borçlu olacaklardır. Bu toprağı biz geçmişte baronun idare ettiği gibi idare edeceğiz.

XLIV – Ormanların dışında yaşayan kimseler, davayla ilgili veya bir orman suçundan dolayı tutuklanmış birinin kefili değilseler, genelgelerle çağrıldıkları zaman krallığın orman yargıçlarının karşısına çıkmak zorunda olmayacaklardır.

XLV – Yargıç, bölge âmiri, şerif ve diğer memurları memleketin kanunlarını bilen ve bunları iyi koruyabilecek kimseler arasından tayin edeceğiz.

XLVI – Kilise vakfında bulunmuş olan ve bunu İngiliz krallarının fermanları veya tasarruf sözleşmesiyle ispatlayan bütün baronların, vakfın başında bir rahip bulunmaması durumunda bunların kayyumu olmak haklarıdır.

XLVII – Kendi krallığımız süresince orman ilân ettiğimiz bütün toprakları derhal serbest bırakacağız; zamanımızda kapatılmış olan nehir kıyıları hakkında da aynı şekilde hareket edilecektir.

XLVIII – Ormanlar, tavşan ağılları, ormancılar, ağılcılar, şerifler ve adamları, ırmak kıyıları ve bekçileriyle ilgili bütün kötü adetler hakkında her eyaletin on iki yeminli şövalyesi tarafından soruşturma açılacak ve soruşturmadan başlayarak kırk gün içinde kötü adetler bütünüyle ve kesin olarak kaldırılacaklardır. Ancak, bize, eğer biz İngiltere’de bulunmuyorsak, vekilimize, durum derhal bildirilecektir.

XLIX – İngilizlerin bize barış veya sadakat teminatı olarak vermiş bulundukları bütün rehine ve fermanları derhal geri vereceğiz.

L – Gerard de Athee’nin bütün akrabasını görevlerinden alacağız ve bunlar gelecekte İngiltere’de görev alamayacaklardır. Söz konusu kimseler Engelard de Cigogne, Peter Guy ve Andrew de Chanceaux, Guy de Cigogne, Geoffrey de Martigny ve biraderleri, Philip Marc ve biraderîeriyle yeğeni Geoffrey ve bütün adamlarıdır.

LI – Barış yeniden sağlanınca derhal, krallığımıza atları ve silahlarıyla gelerek zarar vermiş bulunan bütün yabancı şövalyeleri, okçuları, yardımcılarını ve askerleri dışarı çıkartacağız.

LII – Eşitlerinin kanunî bir hükmü olmadan, topraklarını, şatolarını, hürriyetlerini veya haklarını ellerinden aldığımız kimselere bunları derhal geri vereceğiz. Eğer bir anlaşmazlık çıkarsa, mesele aşağıda barışı sağlamak için koyulmuş bulunan maddede sözü edilen yirmi beş baronun hükmüyle karara bağlanacaktır. Ancak, bir kimse eşitlerinin kanunî bir hükmü olmadan babamız kral Henry veya kardeşimiz kral Richard tarafından bir şeyden mahrum edilmiş ve bu bizim veya vesayetimiz altında bulunan birine kalmışsa, ve biz Haçlı seferlerine çıkmak için yemin etmeden önce dava açılmamış veya bir soruşturma açılması için emir vermemişsek, Haçlı seferine katılanlara verilmesi olağan süre kadar hakkımız olacaktır Haçlı seferinden döndüğümüz veya gitmekten vazgeçtiğimiz zaman derhal adaletin eksiksiz yerine getirilmesini sağlayacağız.

LIII – İlk defa babamız Henry veya kardeşimiz Richard tarafından orman ilan edilmiş bulunan ormanların serbest bırakılıp bırakılmaması, üçüncü bir şahsın şövalyelik hizmeti karşılığı bizim olan diğer bir şahsın tasarrufundaki toprakların kayyumluğu ve diğer bir şahsın tasarrufundaki topraklarda kurulmuş kilise vakıflarında diğer lordun hak iddia etmesi konularında da böyle bir süre hakkımız olacaktır. Haçlı seferinden döndüğümüz veya gitmekten vazgeçtiğimiz zaman bu konulardaki şikayetlerin incelenerek derhal adaletin yerine getirilmesini sağlayacağız.

LIV – Bir kadının şikayeti üzerine «öldürülenin, kadının kocası olması dışında» hiç kimse adam öldürmekten sanık olarak tevkif veya hapis edilemeyecektir.

LV – Haksız ve memleket kanunlarına aykırı olarak bize verilmiş olan veya haksız olarak toplamış bulunduğumuz bütün para cezalan tamamen geri verilecek veya mesele, eğer gelmek isterse, Canterbury Başpiskoposu Stephen’in yanında getirmeyi uygun bulduğu kimselerle birlikte katılmasıyla toplanacak olan, aşağıda barışı sağlamak için koyulmuş bulunan maddede sözü edilen yirmi beş baronun çoğunluğunun kararıyla çözülecektir. Eğer Başpiskopos bulunamazsa oturuma onsuz devam edilecektir. Ancak yirmi beş barondan biri benzer bir davada tarafsa, oylamaya katılamayacak, onun yerine yalnız o mesele için, geri kalanlar tarafından başka biri seçilerek yemin ettirilecektir.

LVI – Eşitlerinin kanunî bir hükmü olmadan, eğer bir Galliyi toprağından, hürriyetinden veya İngiltere ya da İrlanda’da herhangi başka bir şeyden mahrum etmişsek, bunlar derhal ona iade edilecektir. Bu konudaki anlaşmazlıklar Hudutta eşitlerin verdiği hükümle çözülecektir. İngiltere’deki topraklar hakkında İngiliz, Gal’deki topraklar hakkında Gal ve huduttakiler hakkında hudut kanunları uygulanacaktır. Galliler de biz ve bizim tebaamıza benzer şekilde hareket edeceklerdir.

LVII – Bir Gallinin, eşitlerinin kanunî bir hükmü olmadan, babamız kral Henry veya kardeşimiz kral Richard tarafından herhangi bir şeyden mahrum bırakılmış ve bunun bizim veya teminatımız altındaki başkalarının elinde kalmış bulunduğu durumlarda, bir Haçlı seferine çıkmak için yemin etmeden önce dava açılmamış veya bir soruşturma açılması için emir vermemişsek, Haçlı seferine katılanlara verilmesi olağan süre kadar hakkımız olacaktır. Ancak Haçlı seferinden döndüğümüz veya gitmekten vazgeçtiğimiz zaman derhal, Gal ve diğer bölgelerin kanunlarına uygun olarak, adaleti tam olarak yerine getireceğiz.

LVIII – Llywelyn’in oğlunu, bütün Galli rehineleri ve bize barış teminatı olarak verilmiş bulunan bütün fermanları derhal geri vereceğiz.

LIX – Babası William’m bize vermiş bulunduğu fermanlardan, kendisine başka türlü davranılması gerektiği anlaşılmazsa, İskoçya kralı Alexander’ın kardeşleri, rehineleri, hürriyetleri ve haklarının kendisine geri verilmesi konusunda, kendisine karşı diğer İngiliz baronlarına ettiğimiz gibi hareket edeceğiz. Bu konuda karar, bizim mahkemelerimizde, eşitleri tarafından verilecektir.

LX – Bağışlamış olduğumuz bu gelenek ve hürriyetlere krallığımız topraklarında, tebaamızla olan ilişkilerimizde tarafımızdan uyulacaktır. Kiliseye mensup olsun olmasın, bütün tebaamızın da kendi adamlarıyla olan ilişkilerinde bunlara uymalarını istiyoruz.

LXI – Bütün bu bağışları Tanrı için, krallığımızın düzeni ve baronlarımızla aramızdaki anlaşmazlığı gidermek için yaptığımızdan ve bunların tam olarak, bütün etkileriyle, her zaman uygulanmasını istediğimizden, baronlara aşağıdaki teminatı bağışlıyoruz:

Baronlar, bu fermanla kendilerine bağışlanan ve teyit edilen barışı ve hürriyetleri korumak ve bütün güçleriyle uygulanmasını sağlamak için, aralarından yirmi beş kişi seçeceklerdir. Eğer biz, vekilimiz, memurlarımız veya emrimizdeki bir kimse herhangi bir kimseye karşı suç işlersek veya sağlanan anlaşmaya veya bu teminatın herhangi bir maddesine aykırı hareket edersek ve bu hareket sözü edilen yirmi beş barondan dördüne bildirilirse, bunlar bize «veya ülke dışında bulunuyorsak vekilimize» durumu bildirerek derhal düzeltilmesini isteyeceklerdir. Eğer biz veya ülke dışında bulunuyorsak vekilimiz, bize veya ona durumun bildirildiği günden başlayarak kırk gün içinde durumu düzeltmezsek, dört baron durumu yirmi beş baronun geri kalanlarına bildirecekler, onlar da bütün ülke halkının yardımıyla mümkün olan bütün yollardan bizim mallarımıza ve bize saldırarak, bizim, kraliçenin ve çocuklarımızın şahsı dışında bütün şatolarımıza, topraklarımıza ve mallarımıza el koyarak kararlaştırdıkları şeyleri yapmak hakkını kazanacaklardır. Durumu düzeltince yeniden tebaamız olarak yaşamaya devam etmek haklarıdır. İstekli olan herkes bu amaçları gerçekleştirmek için yirmi beş baronun vereceği emirlere uyacağına ve bütün gücüyle onlarla birlikte bize saldıracağına ant içebilir. Bu andı içmek isteyen herkese açıkça ve serbestçe izin veriyoruz ve bunu hiçbir zaman yasaklamayacağız. Aksine, bu andı içmek istemeyen tebaamıza bunu zorla yapmaları için emir vereceğiz. Yirmi beş barondan biri ölür, ülkemizi terk eder veya diğer bir sebeple görevini yapmasına engel çıkarsa, geri kalanlar onun yerine kendi istedikleri birini seçerek yemin ettireceklerdir. Hüküm vermeleri gereken bir konuda yirmi beş baron arasında anlaşmazlık çıkarsa, hepsi mevcut olsa da veya çağrılanlardan bazısı gelmek istememiş veya gelememiş bulunsa da, çoğunluğun verdiği karar yirmi beşinin oy birliği ile vermiş olduğu bir karar kadar geçerli olacaktır. Bu imtiyaz ve hürriyetlerin herhangi bir bölümünün kaldırılmasına veya azaltılmasına sebep olacak bir şeyi, kendimizin veya üçüncü şahısların çabalarıyla elde etmeye çalışmayacağız. Eğer böyle bir şey elde edilirse bu hükümsüz sayılacak, üçüncü şahıslar aracılığıyla veya kendimiz bunu hiçbir zaman kullanmayacağız.

LXII – Anlaşmazlığın başlangıcından beri kilise mensubu olan veya olmayan, bütün tebaamızla aramızda gelişen düşmanlık duygularını ve kavgaları geri almış ve affetmiş bulunuyoruz. Ayrıca, sözü geçen anlaşmazlık sebebiyle, saltanatımızın on altıncı yılı paskalyasıyla barışın yeniden sağlanması arasında geçen sürede, kilise mensubu olan veya olmayan bütün tebaamızın işlemiş olduğu suçları bütünüyle affetmiş bulunuyoruz.

Ayrıca, bu teminatı ve yukarıda belirtilen imtiyazları ispat etmek için, baronlara Canterbury Başpiskoposu Stephen, Dublin Başpiskoposu Henry, yukarıda adı geçen diğer rahipler ve Master Pandulf un mühürlerini taşıyan mektuplar yazmış bulunuyoruz.

LXIII – Bunlara uygun olarak, İngiliz kilisesinin hür olmasını ve krallığımızdaki kişilerin, bütün bu hürriyetleri, hakları ve imtiyazları iyilik ve barış içinde tam ve kısıntısız olarak kendileri ve varisleri için, bizden ve haleflerimizden her şey ve her zaman için almalarını ve korumalarını istiyor ve emrediyoruz.

Biz ve baronlar bütün bunlara iyi niyetle ve ihanet edilmeden uygulanacağına yemin etmiş bulunuyoruz. Yukarıda adı geçen kimseler ve birçok başkaları şahittir.

Saltanatımızın on yedinci yılının Haziran ayının on beşinci günü, Windsor ile Staines arasında Runnymede adı verilen bir çayırda bizim elimizle verilmiştir.

Magna Carta’nın Önemi

Tarihsel ve hukuksal açılardan bakıldığında Magna Carta’nın önemi tartışılamayacak kadar fazladır. Magna Carta, tarihe yön veren bir belge olarak kabul edilmektedir.

Magna Carta’nın en büyük etkisi tam anlamıyla kralın yetkilerini kısıtlayan bir anlam taşımasıdır. Böylece Orta Çağ şartlarında hukukun üstünlüğü ilkesinin kabul edildiği görülmektedir.

Magna Carta’nın çoğunlukla baronlar ile ilgili maddelerinin bulunması hiçbir zaman etkisini ve değerini azaltmamıştır. Çünkü Magna Carta sayesinde İngiltere’de toplumun koyduğu kanunlara toplumu yönetenlerin uyması gerektiği konusunda bir bilinç oluşmaya başlamıştır.

Magna Carta’ya günümüzden baktığımızda hukukun üstünlüğü ilkesinin öncüsü olduğunu söylememiz mümkündür. Ayrıca bu belge anayasa düzeninde ve hukuk alanındaki önemli ilkelerin temel taşı niteliğini de korumaktadır. İngiltere’deki parlamenter sistemin gelişiminde etkileri görülen Magna Carta, bütün dünyadaki anayasa ve insan hakları bildirilerinde etkisini göstermiştir.

Bibliyografya
  • İLAL, Ersan, “Magna Carta”
  • JENKS, Edward, “The Myth of Magna Carta”
  • JONES, Dan, “Magna Carta and Kingship”
  • CHAKRABARTI, Shami, “Magna Carta and Human Rights”
  • The National Archives Education Service, “Magna Carta"
Paylaş:
Yorumlar İçeriğe yorum yapılmamış. 😍 İlk yorum yapan siz olun.

Şanslı Hissediyorum