Sayfa yükleniyor, lütfen bekleyiniz.
Türk Tarihi Ali Demir 5 Kasım 2018

Karahanlılarda Kültür Ve Medeniyet

Karahanlı Devleti, 840-1212 yılları arasında Mâverâünnehir ve Doğu Türkistan’da hüküm sürmüş bir Türk-İslâm Devleti’dir. Bu devlet Asya’da kurulmuş ilk Türk-İslâm Devletidir. Kuruluşlarından 80 yıl sonra, Satuk Buğra Han Döneminde İslâm Dini, resmi din olarak kabul edilmiş ve Buğra Han, Abdülkerim adını almıştır. Karahanlılar Türk Kültür ve Medeniyeti ‘ne büyük katkılarda bulunmuşlardır. Bu mukaddes din ile birlikte Türk Kültür’ü çok farklı bir safhaya geçmiş ve Türk-İslâm Medeniyeti adını almıştı. Ayrıca, Asya’da Türk-İslâm Medeniyeti ‘ne ait ilk izleri ortaya çıkaranlar Karahanlılardır.

Türkçe, Ural-Altay dil grubunun Altay koluna giren bir dildir. Türklerin tarihine paralel olarak Türkçenin yayıldığı coğrafi alan oldukça geniştir. Bugünkü Moğolistan’dan Karadeniz’in kuzeyine, Balkanlar’a, Doğu Avrupa’ya, güneyde Anadolu ve Irak, Kuzey Afrika’nın bir bölümünü içine alan geniş bölgede Türkçe konuşan Türkler (Türk halkları) yaşamaktadır. Gerek tarihi gerek coğrafi yayılımı açısından Türkçe pek çok lehçe, şive ve ağız farkları göstermektedir. Orhun, Uygur ve Karahanlı devrelerini içine alan ve XII. yüzyıla kadar devam eden Türkçe’nin ilk devresine Eski Türkçe adı verilmektedir.[1] 

Türk dilini, eski, orta, yeni olarak üç döneme ayıran Türkologlara göre Karahanlı Türkçesi, Orta Türkçenin ilk dönemini oluşturur. Böyle düşünen Türkologlara göre 10-15. yüzyıllar arası, Orta Türkçe dönemidir. Karahanlı Türkçesinden sonraki Harezm, Kıpçak ve Eski Anadolu Türkçeleri de Orta Türkçenin diğer dönem ve alanlarıdır. Bu görüş, Batı Türkçesinin ilk dönemi olan Eski Anadolu Türkçesinin, diğerlerinden önemli farklılıklar gösterdiğini dikkate almaz. 13. yüzyıldan itibaren Türk yazı dilinin Kuzey Doğu ve Güney Batı olarak iki ayrı kol halinde geliştiğini göz önünde bulunduran diğer bir kısım Türkolog, Karahanlı Türkçesini Eski Türkçe içine alır. Göktürk, Eski Uygur, Karahanlı dönemleri Eski Türkçeyi oluşturur ve Karahanlı Türkçesinin sonunda Türk yazı dili Doğu-Batı olarak ikiye ayrılır. Bugüne ulaşan metinleri 11. ve 12. yüzyıllara ait olan Karahanlı Türkçesi Eski Uygur Türkçesiyle çağdaştır. Karahanlı Türkçesi Kaşgar ve Balasagun gibi Müslüman Türk merkezlerinde kullanılırken, Eski Uygur Türkçesi daha doğuda Turtan, Hoço, Beşbalık gibi Maniheist ve Budist Türk merkezlerinde kullanılmaktaydı.

Karahanlı Türkçesi

Karahanlı Türkçesinde 8 ünlü, 26 ünsüz harf bulunur: a, e, ı, i, o, ö, u, ü, b, c, ç, d, diş arası d, f, g, E, h, sızıcı h, j, k, H;, I, m, n, ], p, r, s, ş, t, v, w, y, z. Ünlülerden o, ö sadece birinci hecede, diğerleri her yerde bulunabilir. Bazı Türkologlara göre Karahanlıca da kapalı e de vardır. Ünsüzlerden c, f, h, sızıcı h, v, alıntı kelimelerde görülür. (cef#, hav, haber, ajun, vezNr, devlet); Türkçe köklü sözlerde bulunmaz. j, h, ile sızıcı h’ye bazı ünlemlerde ve birkaç Türkçe sözde de rastlanabilir (jagıla-, hay, ohşa, ahtar-). d, diş arası d, g, E, ı, <, p, r, z ünsüzleri Türkçe kökenli sözlerin başında bulunmaz; sadece söz ortasında ve sonunda bulunabilir. m, n, ş ünsüzleri de söz başında seyrek görülür. m, geniz seslerinin bulunduğu durumlarda (men, min-, miH, mundag); n, ne ve türevlerinde (neçe, negü, nelük.), ş, birkaç kelimede (şiş, şaşur-) söz başında görülebilir.[2] 

Karahanlı Türkçesi (Hâkâniye lehçesi), Türk dil ve lehçeleri sınıflamasında, genel olarak, Güneydoğu veya Orta Asya kolundan sayılır. Bu kol da Güneybatı veya Oğuz koluna en yakın olan koldur. Bazıları da bu iki kolu Türküt (Türkler) (-üt, çoğul eki), adı altında birleştirerek Güneydoğu ya da Orta Asya koluna Doğu Türküt kolu; Güneybatı ya da Oğuz koluna da Batı Türküt adını vermişlerdir.

Karahanlı (Hâkâniye) Türkçesi, çoğunlukla Arap alfabesiyle yazılmıştır. A. Dilaçar’ın ifade ettiği gibi, Uygur harfleri Kutadgu Bilig’in Viyana nüshası ile Atebetü’l-hakâik’in 1444 tarihli Semerkand ve 1480 tarihli İstanbul nüshalarında görülmektedir. 8 Asıl Eski Türkçe (Kök-Türk ve Eski Kırgız-Yenisey­ Kitâbeleri, lü (= ejderha, Çinceden), manastar (= günahlarım, Soğdakçadan) gibi birkaç yabancı asıllı kelime bir yana bırakılırsa, yaklaşık olarak Öz Türkçe sayılabilir. Buna mukabil Uygur Türkçesi, dile giren birçok yabancı dini ve bilimsel terimlerden dolayı çeşitli dillerden yapılan alıntılarla oldukça yüklüdür. Çinceden bakışı (= hoca), Moğolcadan küji (= buhur), Sanskritçeden erdini (= mücevher), Toharcadan çantal (= cellad), Tibetçeden isman (= ilaç), Turtan Pehlevicesinden anoşag (= bengi, ebedi), Sakacadan don (= giysi, don), Soğdakçadan tamu (= cehennem), Süryancadan böz (= bez), Yunancadan arkon (= başkan, birinci). Bu dönemde Arapçadan da kelime alınmaya başlanmıştır. Tawlat (= devlet) gibi.

Karahanlı Türkçesinde, bu alıntılardan birçoğu, İslam’ın kabulü dolayısıyla çıkarılmış, buna mukabil Arapça ve Farsça’dan çok sayıda kelime girmiştir. Farsçadan bor (= şarap), pend (= öğüt), namaz (= namaz), cülab ( < gülab = gül suyu); Arapçadan hacib (= kaş, mabeyinci), helal (= helal), haram (= haram), huccet (= delil), hile (= hile), hendese (= geometri), dua (= dua), ömür (= yaşama süreci), şair (= şair), vefa, cefa gibi. Ancak, bu iki dilden yapılan kelime alıntıları, Çağatay Türkçesi dönemindeki kadar değildir. Bu yüzden Karahanlılar Dönemi eserlerinden Kutadgu Bilig kolaylıkla okunabilen Türkçe bir eser durumundadır.[3] Türkçe’nin çeşitli dönemlerinin adlandırılmasında Çağatay, Harizm ve Osmanlı Türkçesi gibi devlet ismi de kullanıldığından bu dönem için Karahanlı Türkçesi veya Türkistan Türkçesi denmesi daha uygundur. Doğu Türkçesi de denilen Çağatay Türkçesinin esasını Karahanlı Türkçesi teşkil eder. Kaşgarlı Mahmut, Divân-ü lugati’t-Türk’te bu dönemdeki yazı dili için Hakaniye Türkçesi ile birlikte sadece Türkçe ifadesine de yer vermiştir.[4] 

Edebiyat

Karahanlılar devrinde Türkler arasında geniş bir ilim ve kültür faaliyeti mevcuttu. Bu devletin hâkim olduğu bölgeler eski kültür sahalarının içinde bulunuyordu. Batı Karahanlılar İran-İslâm kültürünün, Doğu Karahanlılar ise Çin ve Uygur kültürlerinin tesiri altında idi. Bütün bunlara rağmen Karahanlılar devrinde sadece İslâm Kültürü gelişmekle kalmamış, özellikle Doğu Karahanlıların hâkimiyeti altındaki bölgelerde Türk Kültürü’nün bir Karahanlı Devri oluşturulmuş, Türkçe edebî bir dil olmuş ve ilk defa bir Türk-İslâm edebiyatı meydana gelmiştir. Bu edebiyat Uygur ve Arap harfleri ile yazılmıştı. Diğer taraftan Karahanlılar, Gazneli ve öteki devlet sultanlarına Uygur harfleri ile Türkçe yazmışlardır. Bu yazışmaları idare eden memurlara Türkçe “ılımga” denmekteydi.[5] 

Karahanlılar devrinde yazılan ilk Türk-İslâm eserlerinin başlıcaları şunlardır:

  • Kutadgu Bilig – Yusuf Has Hacib
  • Divân-ü lugati’t-Türk – Kaşgarlı Mahmut
  • Divân-ı Hikmet – Ahmet Yesevî
  • Atabetü’l-Hakâyık – Edib Ahmet Yüknekî

Kutadgu Bilig

Kutadgu Bilig, İslami Türk edebiyatının bilinen ilk büyük eseridir. 6645 beyitten oluşan manzum bir siyasetnamedir. 11. yüzyılda Türkçenin bilim dili olarak kullanıldığını gösteren en büyük tanıktır. Kutadgu Bilig’in kelime anlamı mutlu olma bilgisi, terim anlamı siyaset bilgisidir. “Siyaset bilgisi” anlamı, eserin ön sözünde de vurgulanmıştır. Eserin Türkçe adında siyasetle mutluluk arasında ilişki kurulması ilgi çekicidir. Bu ilişki, Türklerin, siyasetten insanların mutluluğunu anladığını gösterir.

Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacib hakkında, eserin başında yer alan mensur ve manzum ön sözlerde kısa bilgiler vardır. Buna göre Yusuf Balasagunludur. Manzum ön sözde Kuz Ordu adıyla geçen ve Karahanlıların yazlık merkezi olan Balasagun, bugünkü Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’in 50 km doğusundaki Tokmak şehri civarındadır. Bölgede hata Karahanlılardan kalma bir minare (Burana) ve kümbetler bulunmaktadır. Yusuf eserinin, “Kitap atı yörügin yime avuçgalıkın ayur” (Kitabın adını, anlamını ve yaşlılığını söyler) bölümünde Okır emdi altmış mangar kel tiyü (çağırır şimdi altmış bana gel diye) dediğine göre kitabı yazdığı sırada 55-59 yaşlarında olmalıdır. Eser 1069/1070’te yazıldığına göre Yusuf un 1010/1015 yılları arasında doğduğunu tahmin edebiliriz.[6] 

Şiirsel tarzda yazılmış olan bu eser dört temel esası temsil eden sembolik dört kişi üzerinden düzenlenmiştir. Bunlar:

  • Kanun ve adalet (Kün-Togdı)
  • Mutluluk (Vezir-Ay-Toldu)
  • Akıl ve ilim (Vezirin oğlu Ögdürmüş)
  • Hayatın Sonu (Ogdurmuş), şeklindedir.

Kutadgu Bilig’in bilinen üç yazma nüshası vardır. 1. Viyana nüshası: Kutadgu Bilig’in ilim dünyasında bilinen ilk nüshası, 1435’de Herat’ta Uygur yazısıyla yazılmış olan nüshadır ki, tarihçi Hammer-Purgstall (Joseph Freiherr von) (1774-1856) tarafından İstanbul’da satın alınmıştır ve Viyana Genel Kütüphanesi’ne bağışlanmıştır. 2. Kahire nüshası: Arap harfleriyle yazılmış olan bu nüsha, Mısır-Hidiv Kütüphanesi’nde bulunmakta olup, Wilhelm Radloff (1837-1918) bu nüshayı tavsif etmiş ve 392 sayfa olan bu nüshadan faydalanmıştır. 3. Fergana nüshası: Bu nüsha da Arap harfleriyle yazılmış olup 1914’de Ahmet Zeki Velîdî Togan (1891-1970) tarafından Fergana vilayeti­ Nemengan şehrinde bulunmuştur. Bir ara, bu nüshanın kaybolduğu sanılmış ise de 1924’de Kilisli Muallim Rıfat tarafından tekrar ortaya çıkarılmıştır. İlk sayfalarından birkaçı eksik olan bu nüsha 445 sayfadır. Her üç nüsha da 1942-1943’de Türk Dil Kurumu tarafından faksimile olarak yayımlanmıştır.

Adı geçen bu üç nüsha karşılaştırılarak Reşit Rahmet’i Arat (1900-1964) tarafından edisyon kritik (tenkitli metin) yapılarak 1947’de TDK tarafından yayımlanmıştır (2. baskı 1979). Yine R. R. Arat tarafından günümüz Türkçesine çevrilmiş olan Kutadgu Bilig, Türk Tarih Kurumu tarafından 1959’da neşredilmiştir (Kutadgu Bilig (çeviri) il, 1974, 1985, 1988, 1991, 1994, 1997). R. R. Arat’ın hazırlamış olduğu Kutadgu Bilig İndeksi ise, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından yayımlanmıştır (İstanbul 1979).[7] 

Divân-ü lugati’t-Türk

Kaşgarlı Mahmut, Divân-ü lugati’t-Türk’ü 25 Ocak 1072 yazmaya başlamış ve birkaç defa gözden geçirip yeni ilaveler yaptıktan sonra 12 Şubat 1074 tamamlamıştır. Ardından da eserini muhtemelen 1077 Bağdat’ta Halife Muktedi-Biemrillah’ın oğlu Ebü’l-Kasım Abdullah’a takdim etmiştir. Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divân-ü lugati’t-Türk, çeşitli Türk boylarından derlenmiş bir ağızlar sözlüğü karakterini taşımaktadır. Bununla birlikte eser yalnızca bir sözlük olmayıp Türkçe’nin XI yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan bir gramer kitabı; kişi, boy ve yer adları kaynağı; Türk tarihine, coğrafyasına, mitolojisine, folklor ve halk edebiyatına dair zengin bilgiler ihtiva eden, aynı zamanda döneminin tıbbı ve tedavi usulleri hakkında bilgi veren ansiklopedik bir eser niteliği de taşımaktadır.

Kaşgarlı Mahmut eserini yazarken o devrin Türk illerini bir bir dolaşmış ve doğrudan doğruya kendi derlediği dil malzemesine dayanmıştır. Bu bakımdan eserde çeşitli Türk boylarının ağızları üzerinde bizzat müşahedeye dayanan tespitler ve karşılaştırmalar yer almaktadır. Müellif, XI. yüzyıl Orta Asya Türk kavimlerini boylarına göre tasnif ettikten sonra bunları konuştukları dil ve ağız farkları yönünden ele almış, Türk boylarının birbirine olan yakınlıkları ve temasları üzerinde de durmuştur. Ayrıca Türk kavimleri içerisinde yabancılar tarafından konuşulan dillere ve onların konuştukları Türk ağızlarına da temas etmiştir.

Ağızların edebi kabiliyetleri göz önünde bulundurulduğunda eserde başlıca iki ağız üzerinde önemle durulduğu görülür. Bunlardan biri. “Türk şivelerinin en incesi ve zarifi yani edebisi” diye nitelendirilen ve bugün hala Kaşgar ve dolaylarında kullanılan Hâkâniye Türkçesi, diğeri ise “Türk şivelerinin en kolayı” olarak tanımlanan ve daha sonra geniş bir edebiyat meydana getiren Oğuz (Batı) Türkçesidir. Divân-ü lugati’t-Türk’te esas itibariyle Karahanlı Türkçesi üzerinde durulmakla birlikte Oğuzlara da önemli bir yer verilmiştir. Eserde yalnız Oğuzlar’ın bütün boyları ve damgaları ayrı ayrı zikredilmiş ve sözlükte Hâkâniye Türkçesinden sonra en çok Oğuz Türkçesi’ne ait kelimeler yer almıştır. Sözlükte ayrıca ağızların fonetik ve morfolojik değişiklikleri üzerinde de durulmuştur.

Divân-ü lugati’t-Türk, Türk milletinin yüceliğini anlatmak, Türk dilinin Arapça’dan geri kalmadığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek maksadıyla kaleme alındığı için Türkçe’den Arapça’ya bir sözlük şeklinde tertip edilmiştir.[8] 

Divân-ı Hikmet

Hoca Ahmet Yesevî’nin şiirlerinin toplandığı yazmalara “Divan-ı Hikmet” denir. Bunun sebebi Ahmet Yesevî’nin şiirlerinin “hikmet” terimiyle anılmasıdır. Ahmet Yesevî, 12. yüzyılda Batı Türkistan’da yaşamış mutasavvıf bir şairdir. Sayram (İsficab) şehrinde doğmuş, 7 yaşında Yesi şehrine göçmüştür. “Yesevî” mahlası, “Yesi şehrine ait” anlamına gelmektedir. Güneybatı Kazakistan’daki Yesi şehri bugün “Türkistan” olarak adlandırılmaktadır.

11. yüzyılın sonlarında doğduğu tahmin edilen Ahmet Yesevî’nin babasının adı İbrahim, annesinin adı Ayşe’dir. Annesi bir şeyh kızı olduğu gibi, babası da kerametleriyle tanınmış bir şeyh idi. 7 yaşında yetim kalan Ahmet Yesevî önce Yesi şehrinde Arslan Baba’ya intisap ederek ondan el alır. Fakat Arslan Baba’nın bir yıl içinde ölümü üzerine Buhara’ya gider ve Yusuf-ı Hemedani’ye intisap eder. Ahmet Yesevî’nin asıl hocası ve şeyhinin Yusuf-ı Hemedani olduğu, ilim ve feyzini büyük ölçüde ondan aldığı tahmin edilebilir. Elbette Buhara’daki çeşitli bilim ve tasavvuf çevrelerinde bulunmuş ve kendisini geliştirmiştir.

Atabetü’l-Hakâyık

Atebetü’l-Hakayık, Yüknekli Edib Ahmet bin Mahmut tarafından tahminen 12. yüzyılda yazılmış manzum bir öğüt ve ahlak kitabıdır. Ulu emir, Türk ve Acem meliki, milletlerin efendisi Muhammed Dad İspehsalar Bey’e sunulmuştur.

Karahanlılar döneminde devlet ve ilim merkezi olması nedeniyle Kaşgar Dili’nde ve edebiyat ekolünde, Karahanlılardan sonra da bazı edebi eserler yazılmıştır. Sayıları kesin olarak bilinmeyen bu eserlerin başında Atebetü’I-Hakayık, Divan-ı Hikmet, Rabguzi’nin Kısasu’l-Enbiyası ve benzeri dini eserler gelmektedir. Bunlardan Atebetü’I-Hakayık, devri için geniş bir yayılış alanı bulmuş sufiyane bir eserdir.

Edebi nevi ve konusu itibariyle dini ve ahlakı olan Atebetü’I-Hakayık, dil yönünden bazı farklılıklar göstermektedir. Bu farklılık, Orta-Asya’da verilen bütün eserler için geçerlidir. Bu farklılık, yazarın kabile mensubiyeti, müstensihlerin bilgi ve kültür seviyelerinden kaynaklanmaktadır. Bunlardan başka coğrafi ve kronoloji şartlarının da etkisi unutulmamalıdır.

Mimari

Türk mimarisinin izlenebilen gelişmesinin ilk eserleri Karahanlılar devrinde ortaya çıkar. X. yüzyılda ilk yapılar kerpiçten, yavaş yavaş tuğla mimarisine geçişi göstermektedir. Buhara’nın 40 km yakınında, Hazar şehrinde, XI. yüzyıldan kalan küçük Dagaron Camii’nde, kerpiç ve tuğla karışık olarak kullanılmıştır. Cami, planı ve mimarisi bakımından inanılmaz bir gelişme göstermektedir. 30 cm çapında, alçak yuvarlak payeler üzerine, dört sivri kemerle oturan, 6,50 m çapındaki kubbe, yanlardan tonozlarla çevrilmiş olup, köşelerde ortalama 3,60 m çapında birer küçük kubbe ile küçük ölçüde bir merkezi plan şemasını ortaya koymaktadır. Duvarlar kerpiçten, payeler ve orta kubbeyi taşıyan kemerler tuğladandır. Kemerlerin eski şekli değişmiştir. Caminin içi, tuğla örgülerin sadeliği, kemerlerin hafifliği, plan ve mimarinin olgun ahengi ile kuvvetli bir tesir bırakır.

XVI. yüzyıl Osmanlı mimarisinde büyük ölçüde ortaya çıkan dört yarım kubbeli, merkezi planlı camiler bakımından bu erken Karahanlı yapısı, çok ilgi çekici olmaktadır. XI. ve XII. yüzyıllar Karahanlı tuğla mimarisinin parlak bir gelişme devri olmuştur. Eski Merv’in 30 km yakınında, XI. yüzyıl sonu veya XII. yüzyıl başından kalan Talhatan Baba Camii, artık tamamen tuğladan yapılmış olup mimarisi ve planı bakımından yine çok şaşırtıcı bir görünüştedir. 18x10m. boyutlu dikdörtgen biçimindeki cami, yanlara doğru küçük çapraz tonozlarla genişletilmiş tek kubbeli bir plan gösteriyor. Cepheler nişlerle teşkilatlandırılmıştır. Bunlar da tuğlaların çeşitli şekilde dizilmesinden meydana gelen zengin mimari süslemeler daha sonraki Karahanlı eserlerine öncü olmuştur.

Ortada geniş, yanlarda daha dar üz kemerle dışarı açılan camide, tuğladan sivri kemerli mihrap nişinde, cephede görülen tuğla süslemeler tekrarlanmıştır. XVI. yüzyılda Osmanlı devrinde Mimar Sinan’ın tek kubbeli camileri, aynı prensiple yanlara doğru genişleterek mekân mimarisi araştırmalarına başlaması bakımından Talhatan Baba Camii planı dikkate değerdir. Karahanlı camilerinden çoğu sonradan yapılan tamir, ilave ve değişikliklerle zamanımıza gelebilmiştir.[9] 

Karahanlı mimarisinin geliştirdiği çok önemli bir yapı tipi türbelerdir. Karahanlı türbeleri cephe mimarisine özel bir önem veren, tuğla süslemelerin hâkim olduğu zengin mezar anıtı mimarisinin erken örnekleridir. Özbekistan’da Tim’de 977- 978 tarihli Arap Ata Türbesi bu tipin en belirgin örneğidir. Kare planlı ve tek kubbeli yapı kubbeye geçişte kullanılan üç dilimli, yonca biçimi tromplarıyla ileriki gelişmeler için ilgi çekici bir adım teşkil ettiği gibi diğer Karahanlı türbelerinin cephelerini de etkileyen cephesiyle ayrıca önem taşır. Kademeli şekilde dikdörtgen çerçevelerle çevrelenmiş olan ve yükseltilen cephenin ortasında sivri kemerli bir niş ile giriş kapısı, üstte ise üç pencere açıklığı yer alır. Talas’ta XII. yüzyıl başından Ayşe Bîbî ve Balacı Hatun türbeleri Karahanlı tuğla mimarisinin diğer iki önemli eseridir.

Görüldüğü gibi bu dönemdeki diğer gelişmeler gibi mimari de oldukça ilerlemiş bir haldeydi. Karahanlılar, sahip oldukları topraklarda çok sayı da cami, medrese, kervansaray, hastahane ve benzeri dini-sosyal müesseseler kurmuşlardır. Bu dönemde bir taraftan Kaşgar ve Balasagun’da diğer taraftan da Semerkant ve Buhara’da, bütün Maveraünnehir’de yüksek birer ilim ve kültür muhiti ortaya çıkmıştır. Bütün bu merkezlerde Türk kültürü, İslâmi prensipler içerisinde kaynaşarak gelişmiştir. Sonuçta da Türk-İslâm kültürünün ilk ürünleri ortaya çıkmaya başlamıştır.[10] Bu büyük devletin getirmiş olduğu mimari anlayışı kendisinden sonraki bütün Türk Devletleri’ne örnek olmuş ve onlarla birlikte yaşamıştır.

Dipnot
  1. Halil İbrahim Şener, “Karahanlılarda Dil ve Edebiyat”, TA/V, s.876
  2. Ahmet Ercilasun, “İlk Müslüman Türk Devletlerinde Dil ve Edebiyat”, TA/V, s.762
  3. Halil İbrahim Şener, “Karahanlılarda Dil ve Edebiyat”, TA/V, s.788
  4. Necmettin Hacıeminoğlu, “Karahanlı Türkçesi”, İA/XXIV, s.412
  5. Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, s.40
  6. Ahmet Ercilasun, “İlk Müslüman Türk Devletlerinde Dil ve Edebiyat”, TA/V, s.770
  7. Halil İbrahim Şener, “Karahanlılarda Dil ve Edebiyat”, TA/V, s.791
  8. Mustafa Kaçalin, “Divân-ü lugati’t-Türk”, İA/IX, s.446-47
  9. Oktay Aslanapa, “İlk Türk Müslüman Devletlerinde Kültür ve Sanat”, TA/VI, s.18
  10. Nesimi Yazıcı, İlk Türk İslâm Devletleri Tarihi, s.94
Bibliyografya
  • ALTUN, Ara, "Karahanlılar Mimarisi", İA/XXIV, 2001, s.412-414.
  • ASLANAPA, O., "İlk Müslüman Türk Devletlerinde Kültür ve Sanat", TA/VI, s.15-38.
  • ERCİLASUN, Ahmet, "İlk Müslüman Türk Devletlerinde Dil ve Edebiyat", TA/V, s.759-783.
  • ERDOĞAN, Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2015.
  • HACIEMİNOĞLU, Necmettin, "Karahanlı Türkçesi", İA/XXIV, s.412.
  • KAÇALİN, Mustafa, "Divân-ü lugati't-Türk", İA/IX, 2001, s.446-449.
  • ÖZAYDIN, Abdülkerim, "Karahanlılar", İA/XXIV, 2001, s.404-412.
  • ŞENER H. İbrahim, "Karahanlılarda Dil ve Edebiyat", TA/V, s.784-792.
  • YAZICI, Nesimi, İlk Türk-İslâm Devletleri Tarihi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1992.
Paylaş:
Yorumlar İçeriğe yorum yapılmamış. 😍 İlk yorum yapan siz olun.

Haçlı Seferleri