Sayfa yükleniyor, lütfen bekleyiniz.
Dünya Tarihi Ali Demir 20 Temmuz 2018

İpek Yolu Kaynak Tanıtımı

İpek yolu ile ilgili eserlerin bibliyografyasını İpek Yolu Kaynakçası başlıklı yazımızda paylaşmıştık. Bu yazımızda ise İpek Yolu ile ilgili bazı kaynakların tanıtımını yapacağız.

Türk Kaynakları

Kaşgarlı Mahmut – Divân-I Lûgat’it-Türk

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ü lugati’t-Türk’ü 25 Ocak 1072 yazmaya başlamış ve birkaç defa gözden geçirip yeni ilaveler yaptıktan sonra 12 Şubat 1074 tamamlamıştır. Ardından da eserini muhtemelen 1077 Bağdat’ta Halife Muktedi-Biemrillah’ın oğ­lu Ebü’l-Kasım Abdullah’a takdim etmiştir. Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divan-ü lugati’t-Türk, çeşitli Türk boylarından derlenmiş bir ağızlar sözlüğü karakterini taşımaktadır. Bununla birlikte eser yalnızca bir sözlük olmayıp Türkçe’nin XI yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan bir gramer kitabı; kişi, boy ve yer adları kaynağı; Türk tarihine, coğrafyasına, mitolojisine, folklor ve halk edebiyatına dair zengin bilgiler ihtiva eden, aynı zamanda döneminin tıbbı ve tedavi usulleri hakkında bilgi veren ansiklopedik bir eser niteliği de taşımaktadır.

Kaşgarlı Mahmut eserini yazarken o devrin Türk illerini bir bir dolaşmış ve doğrudan doğruya kendi derlediği dil malzemesine dayanmıştır. Bu bakımdan eserde çeşitli Türk boylarının ağızları üzerinde bizzat müşahedeye dayanan tespitler ve karşılaştırmalar yer almaktadır. Müellif, XI. yüzyıl Orta Asya Türk kavimlerini boylarına göre tasnif ettikten sonra bunları konuştukları dil ve ağız farkları yönünden ele almış, Türk boylarının birbirine olan yakınlıkları ve temasları üzerinde de durmuştur. Ayrıca Türk kavimleri içerisinde yabancılar tarafından konuşulan dillere ve onların konuştukları Türk ağızlarına da temas etmiştir.

Ağızların edebi kabiliyetleri göz önünde bulundurulduğunda eserde başlıca iki ağız üzerinde önemle durulduğu görülür. Bunlardan biri. “Türk şivelerinin en incesi ve zarifi yani edebisi” diye nitelendirilen ve bugün hala Kaşgar ve dolaylarında kullanılan Hakaniye Türkçesi, diğeri ise “Türk şivelerinin en kolayı” olarak tanımlanan ve daha sonra geniş bir edebiyat meydana getiren Oğuz (Batı) Türkçesidir. Divan-ü lügati’t-Türk’te esas itibariyle Karahanlı Türkçesi üzerinde durulmakla birlikte Oğuzlara da önemli bir yer verilmiştir. Eserde yalnız Oğuzlar’ın bütün boyları ve damgaları ayrı ayrı zikredilmiş ve sözlükte Hakaniye Türkçesinden sonra en çok Oğuz Türkçesi’ne ait kelimeler yer almıştır. Sözlükte ayrıca ağızların fonetik ve morfolojik değişiklikleri üzerinde de durulmuştur.

Divan-ü Lugati’t-Türk, Türk milletinin yüceliğini anlatmak, Türk dilinin Arapça’dan geri kalmadığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek maksadıyla kaleme alındığı için Türkçe’den Arapça’ya bir sözlük şeklinde tertip edilmiştir.[1] 

Mirza Muhammed Haydar Duğlat – Tarih-İ Reşidî

Mirza Haydar Duğlat, 1499 yılında Taşkent civarındaki Öretöbe mekânında dünyaya gelmiş, 1551 yılında şimdiki Hindistan’ın Keşmir ülkesinde vefat etmiştir. O siyasi ve sosyal bakımdan zor geçen ömrüne rağmen dünya kültürüne iki eser miras bırakıp gitmiştir. Birisi “Cihannüma” ki onu manzum olarak Türkçe yazmıştır. İkincisi “Tarih-i Reşidi” adlı eseridir ki bunu da Fars dilinde yazmıştır.[2] 

1514’te Yarkent Hanlığı’nın kurucusu olan Sultan Said Han’ın hizmetine girmiş ve önemli bir pozisyona getirilmiştir. On dokuz yıl Said Han’a hizmet eden yazar, Hanlık için Tibet’te savaşlarda bulunmuş, ancak 1533’te Said Han’ın ölümü üzerine gelişen olaylar sebebiyle Hanlık topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Çağatay sülâlesinin ve hanlarının hatırasını korumak için yazdığını belirttiği Tarih-i Reşidi adlı eserini ise 1541-1547 yılları arasında tamamlamıştır.

Eser, 1347’de Tuğluk Timur’un han olmasından ve yazarın da mensup olduğu Duğlat boyunun etkisiyle bölgede gelişen olayların anlatımıyla başlamakta ve yazıldığı tarihe kadar genel olarak Türkistan ve Afganistan coğrafyasındaki tarihî gelişimden bahsetmektedir. Duğlat boyundan olması ve 1514’te Sultan Said Han’ın hizmetine girmesi sonucu bu tarihten itibaren bir ordu komutanı olarak yazarın elinde büyük güç bulunmuştur. Yazarın, Yarkent Hanlığının kuruluş aşamasındaki savaşlarda ve hanlığın topraklarının genişletilmesinde önemli rolü olmuştur. Bu sebeple, yazmış olduğu eser, hanlığın hangi siyasî ortamda kurulduğu, başlangıçtaki yapılanması ve buradaki halkın 16. yüzyıl başlarındaki durumunu tespit etmek açısından önem taşımaktadır.[3] 

Tarih-i Reşidi iki ciltten oluşmaktadır. Birinci cilt, 953 hicri yılında Keşmir’de tamamlanmıştır. Kitabın konusunu Asya’nın soylu ailelerinden olan Moğol Hanedanlığı ve Keşmir emirleri oluşturur. İkinci cilt, yazarın doğumundan itibaren gerçekleşmiş tüm olayları anlatır. Hatıra defteri ya da oto biyografi niteliğindedir. Mirza Muhammed Haydar Duğlat kendi şahsiyetini anlattığı gibi Özbek, Çağatay, Timurlu emirlerini Çengiz Han, Coçi ve ondan sonra gelen hükümdarların tarihini de anlatmaktadır. Bu bakımdan değerli bir tarih kitabıdır. Tarih-i Reşidi on altıncı yüzyılın tarihi olaylarına tanıklık etmektedir. Babür dönemiyle ilgili o döneme kadar yazılmış olan kitaplarda yer almayan bilgilere bu eserde yer verilmiştir. Babür dönemine dair yazılmış olan kitaplarda kopuklukların olduğuna dikkat çekilerek, Tarihi-i Reşidi de bu aksaklık ortadan kaldırılmış, hadiseler bütünlük kazanmıştır.

Tarih-i Reşidî İngilizceye ve Türkçeye defalarca çevrilmiştir. İlk Türkçe tercümesini tarihçi âlim ve tercüman Muhammed Sadık Kaşgarî (1725-1849) yapmıştır. Bu tercüme Kaşgar hâkimi Yunus Tecibeg bin İskenderbeg bin Emin Hace’nin emri üzerine yapılmıştır. Tercümenin el yazma nüshası: Moskova’daki Asya Halkları Enstitüsü’nün Doğu Edebiyatları bölümündeki el yazma kütüphanesinde (№ C569: 590)’da muhafaza edilmektedir Tarih-i Reşidi’nin diğer bir Türkçe tercümesi Muhammed Niyaz Ahund Niyazi (1837-1838) tarafından hicrî 1253 yılında Hoten hâkimi Muhammed Aziz Vang’ın emri ile yapılmıştır. Onun el yazması yukarıda bahsedilen el yazma kütüphanesinde (№ D 0192’de) muhafaza edilmektedir. Ayrıca eserin çok sayıda tercüme nüshaları da mevcuttur. Tarih-i Reşidi’nin son olarak ülkemizdeki Türkçe çevirisi E. Denison Ross’un yaptığı İngilizce çevirisinden Prof. Dr. Osman Karatay tarafından 2006’da yapılmıştır.

Eser, İngiliz dilinde eksiksiz olarak ilk kez 1895 yılında yayınlanmıştır. Bu tercüme de Britanya Müzesi’ndeki üç el yazma nüsha, Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki bir el yazma nüsha ve aynı şekilde Türk dilindeki iki tercüme nüshadan faydalanılmıştır. Edward Denison Ross’un tercümesi ise İran’ın Horasan ve Sistan illerinde başkonsolos olan N. Elias tarafından geniş bir ön söz ve haşiye eklenmiştir. Bununla birlikte Türkistan, Tibet, Keşmir ülkelerinin haritasını hazırlayarak kitaba eklemiş ve eserin tarihî değerini artırmıştır. Bu eser daha sonra 1988 yılında tekrar basılmıştır. 1991’de de Delhi şehrinde yayımlanmıştır. Bu baskıda adı geçen haritanın çıkarıldığı söylenmektedir.[4] 

Defterdar Seyfi Çelebi – Türkistan Ve Uzak Doğu Seyahatnamesi

Serkan Acar tarafından yayına hazırlanıp notlandırılan kitap, ön söz (s.9-10), ardından Defterdar Seyfi Çelebi ve Eserine Dair (s.11-20), Türkistan ve Uzak Doğu Seyahatnamesi (s.21-89), Bibliyografya (s.90-100), Osmanlıca Metin (s.101-153) ve Karma Dizin (s.155-158) başlıkları altında beş bölümden oluşmaktadır.

Yazar “ön söz” de (s.9-10) Türk Dünyası kavramının coğrafi anlamına kısaca değinmiştir. Acar, Anadolu, Türkistan, İran, Kuzey Hindistan, Afganistan, Kuzey Irak, Balkanlar, Kafkaslar, Tataristan, Kırım ve Kıbrıs gibi pek çok bölgenin coğrafi olarak Türk Dünyası sınırları içinde olduğunu söylemektedir. Ayrıca edisyon kritiği daha önce Joseph Matuz tarafından yapılan Seyfi Çelebi Seyahatnamesinin bu kavramın kökenine dair bilgi veren ciddi bir çalışma olduğunu belirtmiştir.

Kitabın ikinci bölümünde (s.11-20) Acar, Türk Dünyası ile ilgili seyahatnameler, Kanun-i Sultan Süleyman’ın saltanat devri ile ardından gelen dönemde ortaya konulan Türkistan ile ilgili bazı seyahatname örnekleri, Defterdar Seyfi Çelebi’nin eseri ve bu eser hakkında yapılan çalışmalarla ilgili bilgiler vermektedir.

Kanuni devrinin Türk Dünyası için adeta bir asr-ı saadet devri olduğunu söyleyen (s.11) Acar’a göre Türk Dünyası içinde hüküm süren devletlerin her birinin ayrı birer karakteri olduğu gibi teşkilatlanmaları da birbirinden farklıdır. Acar, ilerleyen sayfalarda kısaca bahsettiği bu ve ardından gelen dönemlere ait seyahatnamelerin Türkistan coğrafyasında kurulan Türk devletlerinin ve diğer kavimlerin kurdukları ticari ve siyasi ilişkiler sonucunda elçiler veya sadece uhrevi amaçla seyahat eden dervişler tarafından kaleme alındığını söylemektedir. Nikolas Vatin’den alıntı yaparak “Dervişler gönüllü gezginlerdi” demektedir (s.12). Bu seyahatnamelerin yazımında sadece yolculuk notları değil yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgilerin de kullanıldığını belirtmektedir. Yazılı ve sözlü kaynakların kullanıldığı seyahatnamelerin ilk örneklerinin Türkistan, Çin ve Hindistan’a yapılan seyahatlerle ilgili olduğunu ve Fars dilinde kaleme alındığını söylemektedir. Acar, Türkler tarafından bu türde yazılan ilk eserin Hoca Gıyasettin Nakkaş’a ait “Sefernâme-i Çin” adlı eser olduğunu (s.12); “Sefernâme-i Çin” adlı eserin daha sonra Damat İbrahim Paşa’nın isteği üzerine Çelebizade Asım tarafından “Âcaibü’l-Letâif” başlığıyla Türkçe’ye tercüme edildiğini söylemektedir (s.11,12).

Osmanlı seyyahlarından Ali Ekber’in Çin’e yaptığı yolculuğu anlatan “Hıtayname” adlı eserde Farsça yazılan eserlerden bir örnektir. Çin ile ilgili değerli bilgilerin bulunduğu bu eser önce Yavuz Sultan Selim’e daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’a sunulmuştur. Ali Ekber’in, Hoca Gıyasettin Nakkaş’ın gezi notlarından da istifade ederek oluşturduğu bu eser Sultan III. Murad zamanında “Kanunname-i Çin ve Hıtay” adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir. Aynı devirde yazılan Defterdar Seyfi Çelebi’nin seyahatnamesi Türkistan, Uzak Doğu, Hindistan ve İran’ın durumunu anlatan; türüne az rastlanan bir “tarihi coğrafya” eseridir (s.13,14).

Seyfi Çelebi Seyahatnamesinin iki nüshası bulunmaktadır. Mevcut nüshaların birisi “Leiden Üniversitesi Kütüphanesi No. 917/1” numarada diğeri ise Paris’te “Bibliothéque National, SupplementTurc, 1136” numarada bulunmaktadır (s.13). Acar, ChristineWoodhead’den alıntı yaparak yukarıda bahsedilen bu uzun başlıklı ismin eserin Leiden nüshasına yazarın ölümünden sonra ilave olunduğunu söylemektedir.[5] 

Çin Kaynakları

Shih Chih – Szu-Ma Ch’ien

130 ciltlik bu eser, Hân sülâlesi devrinde yaşayan Szu-ma Ch’ien (M.Ö. 145-86) tarafından yazılmıştır.[6] Kendisi bir bilgindir. Yazarın babasının adı Ssu-ma T’an’dır. Ssu-ma T’an, iyi bir tarihçi olduktan başka, coğrafya ve astronomi ile de yakından ilgilenmiş bir bilgindir. Görevi, devlet arşivini düzenlemektir. Ssu-ma T’an bu görevdeyken, geniş kapsamlı bir tarih kitabı yazmayı çok istemişse de bunu gerçekleştirememiştir. Görevi nedeniyle astronomi, coğrafya, takvim ve tarih konularında araştırmalar olmuştur. Bu araştırmaların sonucunda birçok eser ve belgeyi derleyerek devlet arşivine kazandırmıştır.

Babası ölünce, Ssu-ma Ch’ien babasının görevine getirilmiştir. Böylece yazarın, Shih Chi’yi yazarken yararlanacağı kaynakları toplama ve derleme olanağını eline geçirdiği anlaşılmaktadır. Bu görevi süresince, ihtiyacı olan dokümanları toplamıştır. M.Ö. 104 yılında, Han Wu Ti imparatorken; Kung-Sun Ch’ing, Hu Sui ve daha birkaç arkadaşı ile birlikte T’ai Ch’u Li adında bir takvim hazırlayarak imparatora sundu. Bu takvim imparator tarafından çok beğenildi ve halkın bu takvimi kullanması emredildi. Takvim ile ilgili çalışmalarını tamamlayan Ssu-ma Ch’ien, Shih Chih’i yazmaya başladı.

Eserini yazmaya başladıktan beş yıl sonra tutuklandı. Suçu, M.Ö. 99 yılında Hsiung-nu’lara yenilen Li Ling adındaki bir generali savunmaktı. Bu sırada kırk yedi yaşında bulunuyordu. M.Ö. 96 yılında affa uğrayarak cezaevinden çıktı ve “Chung Shu Ling” görevine getirildi. Böylece, imparatorun sekreterlerinden biri oldu. Bu görevdeyken elini siyasetten tümüyle çekmiş bulunuyordu. Bütün dikkatini yazmakta olduğu esere vermişti, M.Ö. 91 yılında Jen Shao Ch’ing adındaki bir arkadaşına yazdığı mektubunda, Shih Chih’in bölümlerinden ve içindekilerden ayrıntılı bir şekilde söz etmektedir. Bu mektuptan da anlıyoruz k, o sırada Shih Chih’in yazılması bitmiştir, ya da bitmek üzeredir. Bu mektup, kitabın tamamının Ssu-ma Ch’ien’in elinden çıktığının bir kanıtıdır.

Shih Chih, Çin’de yazılmış ilk genel Çin tarihidir. Bu kitabın asıl adı, T’ai Shih Kung Shu Shu’dur. Shih Chi’den önce birçok tarih kitabı yazılmışsa da bu kitaplar ya belli bir dönemi ya da belli bir bölgenin tarihini içermektedir. Bu kitapların çoğu birer “yıllık” biçimindedir. Genel anlamda ve geniş kapsamlı ilk tarih kitabı olarak Shih Chih’i görüyoruz.

Ssu-ma Ch’ien’in ne zaman öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. M.Ö. 86 yılında Chung Shu Ling görevine yeni bir atama yapılmıştır. Buna dayanarak, Ssu-ma Ch’ien’in M.Ö. 86 yılından önce öldüğü söylenmektedir. Ssu-ma Ch’ien’in ölümünden sonra bu kitap halk arasında yavaş yavaş yayılmaya ve okunmaya başlanmıştır. Han Hsüan Ti’nin imparatorluğu sırasında (M.Ö. 73-49) Ssu-ma Ch’ien’in torunu Yang Yün bu kitabın tamamını imparatora teslim etmiş ve resmi olarak yayınlanmasını sağlamıştır. Han Hanedanı zamanında T’ai Shih Kung Shu veya T’ai Shih Chi adıyla bilinen eserin adı, Wei-Chin Hanedanları zamanında kısaltılmış ve Shih Chi olmuştur.

Sse-ma Ch’ien, Shih Chi’yi yazarken o zamana kadar bilinmeyen “biyografik yöntemi” kullanmıştır. Bu yöntemle, tarihi olayları imparatorlara göre sıralandırmaktadır. Shih Chi’den sonra yazılan tarih kitaplarında da aynı yöntem uygulanmıştır. Ming Shih (Ming Devri Tarihi) adlı eserin yazılmasına kadar bu yöntem kullanılmıştır.

M.Ö. 2691 yılından M.Ö. 87 yılına kadar olan tarihi olayları içeren bu eser, toplam yüz otuz bölümden oluşmaktadır. Shih Chi, içerdiği konulara göre ben ana bölüme ayrılmaktadır.

Pen Chi: On iki bölümden oluşan bu ilk kısmın konusunu imparatorlar ve aileleri oluşturmaktadır. Çin’de ilk imparator sayılan Huang Ti ile başlar ve Han Wu Ti devrine kadar olan imparatorlukları anlatır.

Piao: On bölümden oluşan bu kısımda, kronolojik tablolar bulunmaktadır.

Shu: Sekiz bölümden oluşur. Devlet yönetimi ile ilgili her çeşit dokümanlar bu kısımda toplanmıştır. Müzik, protokol kuralları, hukuk, takvim, astronomi, nehirlerin su durumu, memurların atanmaları ve görevden ayrılmaları ile ilgili kurallar, memurların yetki ve sorumlulukları, ölçü birimlerinin tespiti gibi birçok konuyu içeren bir bölümdür.

Shih Chia: Otuz bölümden oluşan bu kısımda ise, yüksek düzeydeki memurlar ve aileleri ile ilgili soy-kütükleri bulunmaktadır.

Lieh Chuan: Yetmiş bölümden oluşan bu kısım, halk arasından çıkmış, yararlı işler yapmış önemli kişilerin biyografilerine ayrılmıştır.[7] 

Han Shu (Han Tarihi) adlı eserdeki Ssu-ma Ch’ien’in biyografisinde, Shih Chih’in bölümlerinden on tanesinin kaybolduğu yazılıdır. “Kaybolan bu on bölümün adları vardır ama, metinler kaybolmuştur.” denilmektedir. Shih Chih’in tümüyle Ssu-ma Ch’ien’in elinden çıktığının bir kanıtı da bu sözleridir. Ayrıca Hun İmparatorluğu için önemi büyük olan “Chang Ch’ien Seyahatnamesi” bu eserin içinde bulunmaktadır[8] . Seyahatname Türkistan’daki şehirlerle ve İpek Yolu ile ilgili önemli bilgiler verir.

Kaybolan bu on bölümden bir kısmını Ch’u Shao Sun adındaki bir bilginin tamamladığı söylenmektedir. Anladığımız kadarıyla, bu on bölümün yeniden yazılmasında birçok kişinin emeği geçmiştir. Buradan şu sonuca varmak mümkündür. Shih Chih’in yüz otuz bölümünü de Ssu-ma Ch’ien kendisi yazmıştır.

Ancak, sözü edilen bölümler sonradan kaybolmuştur ve başkaları tarafından yeniden yazılmıştır. Ya da Ssu-ma Ch’ien sözü edilen bu on bölümün müsveddelerini düzenleyemeden ölmüştür. Elde kalan bu müsveddelere dayanarak başkaları düzenlemiştir.

Chou Shu – Ling-Hu Te-Feng

629 yılında Ling-hu Te-feng tarafından yazılan bu eser elli ciltten oluşmaktadır. Bu yıllık Gök-Türkler hakkında bilgi veren ilk kaynak olması sebebiyle de ayrı bir öneme sahiptir. 557-580 yılları arasında hüküm süren Chou hanedanının yıllığıdır.

Pei-Shih – Li Yen-Shou

659 yılında Li Yen-shou tarafından yazılan Pei-shih (Kuzey Tarihi) yüz ciltten müteşekkildir. Kuzey-Güney hanedanları döneminde 386-618 yıllarına denk gelen kuzey hanedanları dönemini anlatmaktadır.[9] 

Bu eser o dönemin ticaret yolları hakkında önemli bilgiler verir. V. yüzyılla ilgili bilgi veren bu Çin kaynağı dört büyük yoldan bahseder. Yü-men-kuan’dan sonra Shan-shan’a (Lop-nor), ikincisi Yeşim kapısından Kuca’ya giderdi. Kaşgar ve Yarkent’te yeni yollar başlardı.[10] 

Fu Heng – Ch’in-Ting Huang-Yü Hsi-Yü T’u-Chih

Fu Heng tarafından 1756 yılında kaleme alınmaya başlanmış olan “Ch’in-ting Huang-yü Hsi-yü T’u-Chih (Hükümdar Emriyle Yazılan İmparatorluğun Batı Bölgelerinin Haritalı Kayıtları) adlı eserdir. Bu eser kısa adıyla Hsi-yü T’u-Chih olarak anılır. Eser çeşitli zamanlarda tekrar gözden geçirilmiş ve 1782 yılında Ying Lien tarafından tamamlanarak son şekli verilmiştir.

Eser, harita, tablo, coğrafya, sınırlar, dağlar, nehirler, idarî sistem, savunma sistemi, askerî çiftlik sistemi, vergiler, para sistemi, eğitim sistemi, soylular, adetler, müzik, kıyafetler, ürünler, vassal ülkeler ve çeşitli kayıtlar adı verilen bölümlerden oluşmuştur. Eser, özellikle Ch’ing hanedanının kurmuş olduğu teşkilâtı en erken ve en açık olarak belirtmesi bakımından, ayrıca para sistemi gibi ekonomik veriler açısından önem taşımaktadır. Böylece, hanedanın bölgeyi ele geçirdikten hemen sonra kurmuş olduğu teşkilât yapısı ve bölgenin ekonomisi hakkında bir fikir sahibi olmak mümkündür. Çalışmamızda özellikle teşkilât yapısında bulunan bek’lerin dağılımı ve görevleri açısından faydalı olmuştur. Tayvan’daki Wen-hai basımevi tarafından tıpkıbasımı yapılmıştır.[11] 

Arap Kaynakları

İbn Hurdazbih – Memâlik Ve’l-Mesâlik

Tam adı Ebu’l-Kasım Ubeydullah b. Abdullah Hurdazbih Bağdadî Farisî’dir. Aslen İranlıdır. Erken dönem İslâm Coğrafyacılarındandır. Bu nedenle kimi kaynaklarda “İslâm Coğrafyacılarının babası” olarak nitelenmektedir. Ataları Zerdüşt olmasına rağmen ailesinden büyük babası Bermekiler döneminde İslâm Dini’ne girmiştir. Babası Me’mun döneminde Taberistan valisiydi. Onun döneminde Belazur, Şiraz ve Deylem fethedilmişti. Horasan’da doğmasına rağmen yetişmesi Bağdat’ta olmuştur.

Seçkin bir aileye mensup olan Hurdazbih, iyi bir eğitim görmüş, Abbasî Halifesi Mu’temid zamanında Cibal yöresinde Berid sorumlusu olarak görev yapmıştır. Ancak bu göreve ne zaman tayin edildiği ve ne kadar kaldığı bilinmemektedir. İbn Hurdazbih, edebiyat ve tarih alanında geniş bir kültüre sahipti. Bu geniş kültüründen dolayı Abbasî sarayında kendine önemli bir yer edindi. Halife’ye edebiyat ve müzik tarihi ile ilgili bilgiler aktardığı gibi bu alanda bir takın kitaplar da yazdı. Eserini 846-47 yıllarında kaleme almıştır.[12] 

İbn Hurdazbih’in eseri tarih, coğrafya, edebiyat ve eğlence tarihi ile ilgilidir. Bu çalışmamızı ilgilendiren bölüm ise coğrafya ile ilgili olan bölümüdür. Hurdazbih, in coğrafya ile ilgili kitabının adı “Memalik ve’l-Mesâlik” dir. “Yollar ve Ülkeler” olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu eser, dönemin ticaret yolları hakkında önemli bilgiler verir. İbn Hurdazbih, dünyanın dört bir yanındaki yollar hakkında önemli bilgiler verir. İpek Yolu ile ilgili olarak ta tacirlerin izledikleri yolu şu şekilde anlatır; “Bu tacirlerden birisi Endülüs’ten veya Efrenc bölgesinden yola çıktığında öncelikle Susul Aksa’ya varır. Oradan Tanca’ya, oradan Mısır’a, Remle’ye, Dımışk’a, Küfe, Bağdat, Basra, oradan Sind’e, oradan Hint’e ve Çin’e ulaşırlar. Eğer Rum ülkelerine gitmek isterlerse Slav ülkelerinin arkasından Rum topraklarından yola çıkarlar ve buralardan Hamlic’e varırlar. Burası hazar topraklarındadır. Sonra yolculuklarını Cercan denizinde sürdürürler ve bu yol vasıtasıyla Belh ve Maveünnehir’e varırlar. Oranın devamında da Çin’e ulaşırlar.”

Hurdazbih bu bilgileri aktararak bize İpek Yolu güzergâhı hakkında önemli bilgiler verir.[13] 

Ya’kubi – Kitâbu’l-Buldan

Ya’kubi’nin ismi kaynaklarda değişik şekillerde geçer. Kendisinin doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir.

Yazarın büyük dedesi Vâdıh, Abbasilerin devlet yönetimde önemli görevlerde bulunmuş, önce Azerbaycan ve Ermenistan’da sonraları ise Mısır’da görev yapmıştır. Yazarın babası ve dedesi dönemin önemli postacılarındandır.

Bağdat’ta doğan Ya’kubi, küçük yaşlarda Ermenistan’a seyahat etmiştir. Bu seyahat bundan sonraki seyahatlerinin başlangıcını teşkil eder. Ermenistan ve Horasan’da uzun süre bulunmuş ve burada görevler yapmıştır. Bu bölgelerin yanında Hindistan, Çin, Mağrib, İran, Endülüs ve Suriye’nin yanısıra diğer birçok Arap ülkesine de seyahatlerde bulunmuştur. Hayatının geri kalan kısmını Tolunoğulları döneminde Mısır ve Kuzey Afrika’da geçirmiştir.[14] 

Kaynaklarda Ya’kubi’nin vefat tarihi ile ilgili iki farklı görüş yer almaktadır. Birçok müellif onun Mısır’da 897 yılında vefat ettiğini kaydetmektedirler. Ancak onun 905 yılında yaşadığına dair güçlü deliller bulunmaktadır. Tolunogulları’nın hizmetinde bulunan Ya’kubi’nin onların yıkılışının ardından 905 Ramazan Bayramı gecesi Tolunoğulları dönemindeki güzellikleri hatırlayarak eserine beyit halinde kaydetmesi onun bu tarihlerde yaşadığına dek önemli bir delildir. Bundan dolayı da birçok müellif onun vefat tarihi olarak 905 tarihini göstermektedir.[15] 

Posta ve haberleşme teşkilatındaki (Berid) görevinden dolayı Ya’kubi, uzun süren seyahatler ve araştırmalar yapmıştır. Horasan’da kurulan Tahir’iler ve Mısır’da kurulan Tolunoğulları hanedanlıkları nezdinde üstlenmiş olduğu önemli görevler münasebetiyle çok sayıda seyahatlerde bulunmuştur. Bunların neticesinde topladığı malzemelere dayanarak coğrafya ile ilgili kendine özgü üslubuyla “Kitabu’l-Buldan” adında bir kitap yazmıştır. Bu kitabın giriş bölümün de coğrafya ve seyahat ile ilgili düşüncelerini aktarmaktadır. Daha gençliğinin ilk yıllarında tarih ve coğrafyaya merak sardığını ifade etmektedir. Çocukluğundan beri uzun seyahatlerde bulunduğunu, seyahati esnasında karşılaştığı hemen hemen her kişiye nereli olduğunu, hangi şehirde oturduğunu, ne ekip biçtiklerini, Arap mı yoksa Acem mi olduklarını, hangi dili konuştuklarını, hangi dine mensup olduklarını, giyim-kuşamlarının nelerden olduğuna varıncaya kadar sorular sorduğunu belirtir. Güvendiği kişilerin verdiği bilgileri kitabına kaydettiğini zikreder. Ayrıca gezip gördüğü ülke ve şehirlerin, yöneticilerini, komutanlarını, ülkenin vergi miktarını ve gelir durumunu etkileyen hususları kaydetmiştir.

Ya’kubi, eserine Bağdat ve Samarra şehirlerinin tanıtımıyla başlamaktadır. Irak’ı dünyanın merkezi olarak kabul ettiğinden dolayı kitabına Irak’la başladığını ifade etmektedir. Ya’kubi, Bağdat ve Samarra’yı detaylı bir şekilde anlattıktan sonra Irak’ı merkez olarak kabul edip diğer ülkeleri, şehirleri ve beldeleri Bağdat’ın doğusundaki, batısındaki, kuzeyindeki ve güneyindekiler şeklinde dört bölgede incelemiştir. Ya’kubi bazen şehirler arasındaki yollan çok ince detayına varıncaya kadar anlatmaya çalışır ve bu yolları çok güzel tasvir eder. Mısır ile Mekke arasındaki yolu nitelendirmesi bu örneklerden biridir.

Ya’kubi’nin yazdığı Kitabu’l-Buldan adlı eseri coğrafi bilgileri içermekle birlikte tarihçilik açısından da önemlidir. “Tarihi Coğrafya” ile ilgili olan bu eserde, özellikle sosyal tarih ve şehir tarihçiliği açısından kayda değer bilgiler bulmak mümkündür. Eser toplanan vergiler, topoğrafya ve istatistiki bilgiler açısından da değerlidir.[16] 

Mes’udi – Murûcu’z-Zeheb

Eserin yazarı Mes’udi, Bağdat’ta doğmuştur. Aynı zamanda ünlü Sahabe Abdullah b. Mesud’un torunlarındandır. Gençliğinde İran’ı dolaşmış, 305 yılında İstahr’da bulunmuş, ertesi yıl Hindistan’a giderek Multan ve Saymur’a uğramıştır. Buradan Seylan’a geçmiş, Çin Denizi’nde tüccarlarla yolculuk yapmıştır. Dönüşünde Zengibar’a buradan da Umman’a uğramış, sonra Hazar Denizi’nin güney sahillerini, Suriye ve Filistin’i dolaşmıştır. 345 tarihinde Fustat’ta vefat etmiştir.

Yazarın bu eseri coğrafya ya dair bilgileri içinde bulundurur ancak tarihi kaynak niteliğindedir. Eserin tüm ciltleri coğrafyayla alakalı değildir. Hem coğrafi hem de tarihi bilgi içerir. Coğrafya ile ilgili bilgiler eserin I-II ciltlerinin ilk sayfalarında bulunur. Eserin birçok yazması mevcuttur.[17] 

İbn Fadlan – İbn Fadlan Seyahatnamesi

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Bizzat kendisi, Abbasîlerin Mısır’ı Tolunoğulları’ndan geri alan ünlü kumandanı Kâtibülceyş Muhammed b. Süleyman’ın mevlâsı (azatlı köle) olduğunu belirtir.

Müslümanlığı kabul eden ve Abbasî Halifesi Muktedir-Billah’tan halkına İslâm’ı öğretecek din adamları ile cami ve kale yapacak mimarlar isteyen İdil (Etil) Bulgar Hükümdarı Almış Han’a gönderilen heyette bulunmuş ve heyet başkanı olmadığı halde halifenin mektubu ile 4000 dinarlık maddî yardım ve hediyelerini hükümdara bizzat verip gerekli açıklamaları yapmakla görevlendirilmiştir. Buradan heyetteki en bilgili ve yetenekli kişinin İbn Fadlân olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yine kendi ifadesinden, diğer heyet üyelerinin dinî konuları ona danıştıkları ve ayrıca halifenin kendisine verdiği görevler arasında bu heyetin ardından Bulgar diyarına gönderilecek fakih ve muallimleri denetlemenin de bulunduğu öğrenilmektedir. Eserinden yüksek bir dinî ve edebî kültüre ve güzel bir üslûba sahip ahlâklı, dindar, dürüst, iffetli ve İslâmiyet’i yayma arzusuyla dolu bir insan olduğu anlaşılmaktadır.

Sevsen (Sûsen) er-Ressî adlı elçinin başkanlığında 21 Haziran 921 tarihinde Bağdat’tan yola çıkan heyet Rey, Nîşâbur, Merv, Buhara ve Hârizm üzerinden 12 Mayıs 922 Bulgar hanının İdil (Volga) boyundaki karargâhına ulaşmış ve tahmin edildiğine göre yaz mevsimini orada geçirerek kıştan önce geri dönmüştür. Heyet uğradığı şehirlerde büyük itibar görmüş, özellikle Buhara’da Sâmânîler’in ünlü coğrafyacı veziri Ceyhânî tarafından ağırlanarak genç hükümdar Nasr b. Ahmet’in huzuruna çıkarılmıştır. Ancak İbn Fadlân’ın ne zaman geri döndüğü hakkında bilgi yoktur.

İbn Fadlân’ın dönüşünden sonra kaleme aldığı eser, Muhammed b. Mahmut b. Ahmet et-Tûsî (XII. yüzyıl) ve Yakut el-Hamevî’nin (ö./1229) yaptıkları geniş alıntılar sebebiyle biliniyor, fakat ihtiva ettiği anlaşılan ayrıntılı bilgilerden dolayı şüpheyle karşılanarak sahte bir seyahatname olabileceği ileri sürülüyordu. Seyahatnamenin tek nüshası İran’ın Meşhed şehri kütüphanesindedir. Z.V. Togan tarafından 1923 senesinde keşfedildi ve onun tarafından “Ibn Fadlans Reisebericht” adıyla, 1939 yılında Leipzig’de basıldı.[18] 

İbn Battuta – İbn Battuta Seyahatnamesi

İbn Battuta, 1304 tarihinde Fas’ın Tanca şehrinde doğmuştur. Yaygın olarak İbn Battuta, bazen de Muhammed et-Tancî olarak zikredilir. Ailesi Berberi Levatî kabilesine mensup olup, Berka’dan buraya göç etmiş ve kadılık mesleğiyle tanınan bir ailedir. Nitekim, İbn Battuta eserinde “kaza ve meşihat benim ve atalarımın mesleğidir” diyerek bu gerçeği açıkça ifade etmektedir. Kendisi de seyahati sırasında Hindistan’ın Delhi şehrinde ve seyahati sonrasında da Fas’ın çeşitli yerlerinde kadılık yapmış ve Merini Hanedanlığı’nın Tamesna kadısı iken 1369 yılında vefat etmiştir.[19] 

Bu eser, seyyahın yaklaşık 28 yıl süren gezileri sırasında tuttuğu notlara dayanmaktadır. Mısır, Suriye, Arap yarımadası, Irak, İran, Doğu Afrika, Anadolu, Karadeniz’in kuzeyindeki Türk illeri, Türkistan, Hindistan, Çin, Endülüs ve Sudan gibi ülkeleri dolaşmıştır. Ünlü seyahatnamesini 1356 yılında yazdı. Eserinde gittiği yerler ve bu yerlerin yöneticileri, adet ve gelenekleri hakkında değerli bilgiler vardır.[20] Eser 1854 senesinde C. Defremery – B. Sanguinitti tarafından yayınlandı.

Grek Ve Latin Kaynakları

Herodotos – Herodot Tarihi

Halikarnasos doğumlu Herodotos (M.Ö. 484-425) tarihin babası olarak bilinmektedir. Bu deyim Cicero’ya kadar gitmektedir. Aslında Herodotos Avrupa literatüründeki “Tarih” kelimesinin babasıdır. İngilizce “History” ve Fransızca “Histoírê” kelimesini kullanan ilk yazardır ve eseri genelde “Historia (Araştırmalar)” olarak adlandırılmaktadır. Eseri Ionia diyalektiğinde yazılmıştır ve kendisinden sonra gelen gramerciler tarafından dokuz kitapta toplanmıştır.

Eserin ana teması herhangi bir olaydan daha fazla Avrupa tarihine yön veren ve 480’li yıllarda gerçekleşen Perslerle Yunanlılar arasındaki mücadeledir. İlk dört kitap Pers gücünün yavaş yavaş büyümesini, Persler tarafından Lydia, Babil, Mısır’ın fetihlerini ve İskitya, Libya içlerine Pers seferlerini işlemektedir. Beşinci kitapla birlikte Ionia Ayaklanması ve Sardeis’in yakılması konusuna gelmekteyiz. Bu olaylar da Yunanistan’a Pers saldırılarının düzenlenmesine yol açmıştır. Altıncı kitap Ionia kentlerinin cezalandırılmasını ve ilk Pers istilasını işlemektedir. Bu da Maraton zaferiyle son bulmaktadır. Geriye kalan bölümlerde Kserkses’in Yunanistan anakarasını istilası kaydedilmektedir.[21] 

Herodotos, bu eserinde İpek Yolu ile ilgili bilgilerde vermektedir. Yazar, eserinde Kuzey İpek Yolu ile ilgili olarak, M.Ö. 430’da tuttuğu notlara göre bu yolun Çin’in batı eyaleti Kansu’ya kadar ilerlediği görülmektedir. Ona göre yolun başlangıç noktası Don Irmağı’nın denize döküldüğü yerdir. Yol doğuda Partların oturduğu topraklara varmadan kuzeye kıvrılmaktadır, oradan itibaren hem Tiyenşanların kuzeyine giden deve kervanları tarafından kullanılmakta ve hem de Turfan ve Hami üzerinden Kansu eyaletine ulaşmaktadır.

Kuzey İpek Yolu üzerinde en göze çarpan kısım, Herodot’un notlarında “ormanlık bölge” diye geçen kısımdır.[22] 

Yine Herodot; Grek tüccarların budinlilerin başşehrinden on beş gün süren bir yolculuktan sonra Ural’a vardıklarını anlatır. Bu şehir ormanlık bir bölgenin içindedir. Bu yüzden evler ahşap olarak inşa edilmiştir. Şehirde Grek tacirlerin tanrılarının bulunduğu onlara ait bir tapınak da vardır. Herodot, bu ticaret yolunun devamının thyssagetlerin oturdukları bölgeden geçerek “var” ırmağına ulaştığını zikretmektedir. Bu ırmak Volga Irmağı’dır. Herodot, bu yol üzerindeki durak yerlerini de aktarmaktadır.[23] 

Marco Polo – Marco Polo’nun Seyahatleri

Polo ailesi, ticaretle uğraşan Venedikli bir ailedir. Köklü bir aileden gelen Polo’lar, 11. yüzyılda Dalmaçya’dan Venedik’e göç etmişlerdir. 1094 yılında Domenico Polo Büyük Konsey’e bile seçilmiştir. Bununla birlikte Polo kardeşlerin esas şeceresi 13. yüzyılın başlarında belli olur. Marco Polo, bu aileye mensup Nicolo Polo’nun en büyük oğludur.[24] Hayatı ve seyahatleri hakkındaki bilgiler kesinlik kazanmamış olmakla birlikte 1254’te Venedik’te doğduğu belirtilir.

Venedikli Marco Polo’nun bu meşhur seyahatnamesi aşağıda anlatılacak olan Doğu yolculuklarından sonra kaleme alınmıştır. Bu yolculuk, 1260’tan 1295 yılına kadar uzanan bir dönemi kapsar; Marco, tacir Polo ailesinin 1272’de başlayan ikinci yolculuğuna bizzat katılmıştır. Bu yolculukların hikayesiyle başlamak gerekirse;

Marco’nun baba ve amcası olan Nicolo ile Mafeo Polo kardeşlerin 1254’de doğru Venedik’ten yola çıkıp haçlı işgali altındaki İstanbul’a, dönemin sunduğu imkanlardan yararlanarak ticaret yapmak üzere yerleşmiş olduklarını belirtmeliyiz. Onları Çin’e kadar götürecek olan yolculuğun başlangıç noktası da İstanbul olacaktır; Nicolo ve Mafeo kardeşler Marco Polo’nun deyişiyle, dünyanın her tarafında servet aramak için 1260’da buradan denize açıldılar. Marco Polo’nun seyahatnamesi de bu tarihten itibaren başlar. Nicolo ile Mafeo Polo İstanbul’dan Kırım’a, oradan Volga üzerinden üç yıl kalacakları Buhara’ya ulaştılar ve sonunda resmi bir elçi heyetine katılarak Orta Asya’yı aşıp 1265’te Çin’e ulaştılar. Polo kardeşleri kabul ettiği anlaşılan Moğol hanı Kubilay’ın papaya yazdığı bir mektupla onlar aracılığıyla Roma’dan 100 bilginin talep ettiği de bilinen hikayedir. Pololar üç yıllık bir yolculuk neticesinde ülkelerine döndüler ancak 1271’de yeniden Çin’e gitmek üzere yola çıkacaklardı ve bu ikinci yolculukta yanlarına Nicole onun oğlu Marco’yu da almışlardı.

Kafile Kilikya’da Layazzo limanından yola çıkarak yaklaşık üç yıl süren bir yolculuk sonunda Kafkasların güneyinden dolaşarak İran, Pamir doğu Türkistan üzerinden Pekin Şehrine ulaştı ve Pololar 1291’e kadar Çin’de kaldılar. Bu süre içinde Marco Polo’nun Kubilay’ın güvenliği ve dostluğunu kazandı anlaşılmaktadır. Moğol dilini öğrenmesinden sonra Çin’in değişik bölge ve şehirlerini gezip görme fırsatı veren resmi görevler elde etmiştir. Polo ailesi 1291’de Kubilay’ın sağladığı bir filoya katılarak deniz yolundan hareket etti. Hindiçin ve Hindistan kıyılarını izleyerek İran körfezi girişindeki Hürmüz Limanı’na vardılar, oradan da İran’ı tırmanarak üç ay konakladıkları Azerbaycan’a ve sonra Trabzon ve İstanbul üzerinden 1295’te Venedik’e döndüler.

Belki de Marco Polo seyahatnamesinde ortaya çıkmasına yol açan gelişme bu uzun yolculuk tamamlandıktan sonra İtalya’da yaşandı. Marco, Cenevizlilere karşı bir savaşa katıldı esir düştü ve Cenova zindanlarındaki esaret sırasında hapishane arkadaşı Pisalı Rustichello’ya seyahatini yazdırdı.

Hiç kuşkusuz Marco Polo’nun eseri orta çağ seyyah ve coğrafyacıların eseri arasında ayrı bir yere sahiptir. Çin’e kara yolundan yolculuk, deniz yoluyla geri dönüş, baba ve amcanın ilk yolculuğundan kuzey yolu hakkında edinilmiş bilgiler ile Moğol Hanının hizmetinde elde ettiği resmi konum Marco Polo’ya güney ve batı Asya hakkında olduğu kadar Doğu Asya üzerinde de birçok yeni bilgi sağlamıştır. Kitabında sunduğu bilgiler İran’dan Çin’e kuzeyde buz denizine ve doğu yönünde Japonya’ya kadar uzanmaktadır. Kuzey ve Güney Çin şehirleri üzerinde Çince bilmediği halde ayrıntılı ve kesin bilgiler elde edebilmişti ve bilhassa bu sonucu konudaki tasvirleri her dönemde Uzakdoğu’ya ulaşmaya çalışan batılıları yakından ilgilendirmiştir.

Strabo – Coğrafya

Strabo’nun doğum tarihi kaynaklarda milattan önce 63-64 yılları olarak verilmiştir. Bu konu ile ilgili net bir bilgi olmasa da birçok kaynak bu tarihi vermiştir. Doğum yeri ise, bugünkü Amasya şehridir. Amasya eski adı ile Amaseia, kuruluşu bilinmemekle birlikte çok eskiye dayanan bir yerleşmedir. Antik döneme ait buluntulardan, şehrin Hititlere kadar giden tarihi olduğu söylenebilir. Amasya, Yeşilırmak Vadi tabanında kurulu korunaklı olduğu kadar hemen yakınındaki sulu tarım alanlarına ulaşabilecek kadar da dış dünya ile bağlantılı bir özelliktedir. Resmi olarak krallık başkenti olan Amasya, Iris (Yeşilırmak Nehri) vadisi tabanında kurulmuştur. Amasya, şehrin üzerinde yükselen etkileyici dağlarıyla, iyi korunan bir yerdir. Pontus krallarının mezarları da buradadır. Amasya, çevresinde bulunan ve zenginliğine katkı sağlayacak nehir vadilerini ve köyleri yönetir.

Dolayısıyla Strabo’nun doğduğu topraklar verimlidir, önemli yollar bu noktada kesişir. Kuzeyde Karadeniz kıyılarına, güneyde Orta Anadolu’ya yakın mesafede iken, doğu ile bağlantısını kuran kuzey Anadolu yolu, şehrin de üzerinde kurulu olduğu Yeşilırmak Vadisi’nden geçer. Dönemin önemli merkezlerinden biri olması Amasya’nın tarihsel önemini de ortaya koyar.

Strabo hayatı boyunca birçok eser yazmış, bunların bazıları günümüze ulaşmış, bazıları günümüze ulaşamamıştır. Kaleme aldığı eserlerin başında “Coğrafya” adlı eseridir. Bu eser 17 ciltlik bir eser olup oldukça önem taşır. Yerleşik dünyanın üç kıtası, Asya, Avrupa ve Afrika’yı tanımlayan bu önemli eserin konumuzla ilgili olan kısmı Asya ile ilgili olan 11 ve 16. ciltleridir. Strabo’nun Küçük Asya ile ilgili anlatımları, özellikle de kuzeydeki bölümleri buraları daha çok görmüş olduğundan yani evi Pontus olduğundan, dolayı daha kesindir. Bu bölüm Homer’e ait bir yerleşme olan Troy ile ilgili tartışma içerir. Strabo inanır ki, Hazar denizi kuzeydeki okyanus ile bağlantılıdır ve hatta denizin çevresinde dolanmakta olan askerlerin gölün kuzey kıyılarında iken bunu görebileceğini açıklar. Strabo, Asya’nın en kuzey ucu hakkında hiçbir şey bilmediğini kabul eder, ipek üreticilerinin ismini bilmesine rağmen ve bu epeydir oldukça önemli olmuş olmasına rağmen, hiçbir şekilde ipek ticaretinden söz etmez. Hindistan bölümüne, seferinde Büyük İskender’e eşlik edenlerin kayıp olan kitaplarından kaynaklanan ilginç bir anlatım ortaya koyar.[25] 

İpek Yolu İle İlgili Araştırma Eserlerin Tanıtımı

Doğu-Batı Kültürel Etkileşiminde İpek Yolu – Adnan Toprak

Adnan Toprak’ın yüksek lisans tezi olan bu çalışma 2008 tarihinde onaya sunulmuş ve yayınlanmıştır. Eserin yazarı, önsözde şu şekilde bilgi vermektedir;

“Bu araştırma ile amaçlanan, İpek Yolu’nun ilk çağlardan itibaren Bozkır Kavimleri açısından önemini, İpek Yolu merkezli toplumların birbirleriyle etkileşimini ve İpek Yolu’nun onların kültürel gelişimlerine ne ölçüde katkı sağladığını ortaya koymak olmuştur.

İşte bu noktada tez çalışmamızı birbiriyle bağlantılı olarak üç ana bölümde incelemeye çalıştık. Birinci bölümde o dönemin coğrafi ve siyasi şartları çerçevesinde İpek Yolu’nun ortaya çıkışı, gelişimi ve ipeğin ekonomik değerine ilişkin bilgiler vermeye çalıştık. İkinci bölümde Çin ve Roma medeniyetlerinin İpek Yolu üzerindeki faaliyetleri, Çin’in ipek ticaretindeki üstünlüklerinin iç ve dış piyasaya yansımaları üzerinde durduk. Tez çalışmamızın diğer bölümlerine oranla daha geniş bir kısmını oluşturan üçüncü bölümde ise, İpek Yolu’nda doğu – batı kültür elçiliğini üstlenen Bozkır Kavimlerinin sosyal, iktisadi, askeri ve dini hayatına dair etkilerini genel hatları değerlendirdik. Çalışmamızın sonuç bölümünde genel bir değerlendirmenin ardından, onlar hakkında görüşümüzü ortaya koymaya çalıştık. Tez çalışmamızı, kullandığımız yerli ve yabancı kaynaklar ve son bölümde yer alan görsel unsurlardan levhalar ile zenginleştirmeye özen gösterdik.”

Gerçekten de eserde İpek Yolu ile ilgili önemli bilgiler bulunmaktadır. Özellikle İpek yolu efsaneleri hakkında bilgiler dikkat çekicidir. Bu bilgilerden çalışmamızda kullandık.

Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri – Kürşat Yıldırım

Adından da anlaşılacağı üzere Türkistan Şehirleri hakkında çok değerli bilgiler veren bu eser dolaylı yoldan İpek Yolu ile ilgili bilgiler verir. Çünkü Türkistan Şehirleri’nden bazıları bu yol üzerinde bulunmaktadır. Eserin bölümleri farklı tarihçiler tarafından ele alınmış olup, bu yazıları düzenleyen Kürşat Yıldırım’dır. Eserin yazarları ve ele aldıkları bölümler şu şekildedir;

  • Hunlar Devri – Kürşat Yıldırım
  • Gök-Türkler Devri – M. Koç
  • Moğol İmparatorluğu Devri – Kürşat Yıldırım
  • Timur ve Timurlular Devri – Kürşat Yıldırım.

Eser, Ötüken Yayınları tarafından 2013 yılında basılmıştır.

İpek Yolu Paneli

Türkiye Cumhuriyeti Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun “İpek Yolu” adıyla düzenlemiş olduğu panel bu konuyla ilgili olarak oldukça açıklayıcıdır. Panelin konuşmacıları şu şekildedir:

Panel Başkanı: Prof. Dr. Mehmet ÖLMEZ – TÜRKİYE

Konuşmacı: Prof. Dr. Takashi OSAWA – JAPONYA

Prof. Dr. Ahmet TAŞAĞIL – TÜRKİYE

Pierre Lebigre – Evangelos

Thomopoulos – FRANSA

Doç. Dr. Mehmet TEZCAN – TÜRKİYE

Prof. Dr. Kâmil N. VELİYEV, Tuğrul VELİ – AZERBAYCAN

Panelde Ahmet Taşağıl’ın vermiş olduğu kaynaklar ile ilgili bilgiler bu konu üzerine çalışacak olan araştırmacılara yol gösterici niteliktedir.

İpek Yolu – Ahmet Taşağıl

Türk Konseyi’nin hazırlamış olduğu bu çalışma oldukça değerli bilgiler içerir. Eser 528 sayfa olup, 2015 yılında basılmıştır. Eserde konunun uzmanları tarafından birçok makale bulunmaktadır. Eserin tanıtımı ile ilgili olarak şu bilgilere yer verilir; 2009 yılında Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye arasında “Türk Konseyi” adında bir oluşum yapıldı. Türkmenistan benimsediği tarafsızlık statüsü nedeniyle bu oluşuma “gözlemci” sıfatıyla iştirak etti. Türk Konseyi’ni kuran devletlerin görüş birliği halinde oldukları konuların başında, İpek Yolu’nun yeniden hayatiyet kazanması meselesi geliyor. Maksat yolu transit güzergâh olmaktan çıkararak, refahın artmasını sağlayacak bir ortam hazırlayarak, ortak ticareti ve ekonomik faaliyetleri canlandırmaktır. Bilindiği gibi tarihi İpek Yolu deniz taşımacılığının ortaya çıkmasıyla önemini yitirmişti. Bugün İpek Yolu’nun kara ve demir yollarıyla deniz taşımacılığını ikinci plana itebileceği anlaşılıyor.

Modern anlamdaki İpek Yolu tarihi İpek Yolu’nun genişletilen ağları, ulaşım hatları, enerji koridorları ve doğal gaz boru hatlarıyla örülmesi demektir. Günümüzde Çin’de üretilen bir malın deniz yoluyla Avrupa’ya ulaştırılması için 27-28.000 km’lik bir mesafeyi kat etmesi gerekmektedir. Yani Çin malının batı Avrupa’ya deniz yoluyla ulaşması için yaklaşık 45 günlük bir zamana ihtiyaç vardır. Oysa aynı mal, kara ve demir yoluyla 8.500 km’lik yolculuğun akabinde aynı noktaya on günde ulaşabilecektir. Maliyetlerde doğal olarak çok düşecektir. Bütün bu yönleriyle İpek Yolu’nun derin köklerini ve insanlık tarihi üzerindeki etkilerini araştırıp bir “atlas” form atında ortaya koyarak konuyu kamu oyumuzun, aydınlarımızın gündemine getirmenin yararlı olacağını düşündük. Projemiz “İpek Yolu Kültür Atlası” şeklinde gelişti. Tarihi Çin’in Başkenti Hsi-an (eski adı Ch’ang-an) dan başlayarak konuları bölgelere ve kültürel etkilerine göre (dil, din, tarih vb.) bölümlere ayırıp işlemeye çalıştık. Geniş bir hazırlık sonucu hazırlanan bu eserin yararlı olacağını, 15. yüzyıldan sonra önemini kaybeden İpek Yolu’nun tekrar gündeme getirilmesine ilişkin girişimlere katkı sağlayacağını ümit ediyoruz. Böylece; tarihin yarattığı şartlar çerçevesinde, vaktiyle ortadan kalkan gerekçeyle İpek Yolu etkin bir şekilde geri dönüşe hazırlanmaktadır.[26] 

İpek Yolu Ve Orta Asya Kültür Tarihi – Hans Wilhelm Haussıg

İktisadi, siyasi ve kültürel önemine binaen, hakkında özellikle Avrupa’da birçok araştırma olan İpek Yolu’nun önemi yazar tarafından ele alınmıştır. Konuyla ilgili olarak;

İpek Yolu hakkındaki ilk bilgilerin anlaşılması için mitolojinin önemine değinen (s.3-10) yazar, Orta ve Doğu Asya’ya uzanan güzergâh ile ilgili Yunan ve Latin kaynaklarında geçen ilk haberlere temas ederek, Kuzey Yolu’nun tarih öncesi durumu, bu güzergâh üzerinde Çin ile Grekler arasında cereyan eden münasebetler hakkında bilgi verdikten sonra (s.11-19), Güney Yolu’nun ortaya çıkması ve bu oluşumda daha önce mevcut yolların birleştirilmesinin önemine işaret etmektedir (s.20-25).

Çin ile Batı arasındaki ticarî münasebetlerin gerçekleşmesini sağlayan şartlar arasında, İpek Yolu ile bağlantısı olan devletlerdeki iktisadî ve sosyal gelişmeler, İskit ve Kimmerler’in Batı’ya göçleri ve bunların konaklama yerlerinin önemi , Kuzey ve Güney Yolu’nun konaklama yerlerinde tarım ve hayvancılığın durumu, hükümdarlar arasında elçilerin gidip gelmesi gibi hususları sayan ve bu konularda izahlarda bulunan yazar (s.26-53), Tarım Havzası ve civarında kurulan devletlerin Çin ile Batı arasındaki ticarî münasebetlere etkisini ve ham İpeği İşleme tekniğinin Batı’ya transferini 53. 56. sayfalarda izah ediyor.

Çin kültürü ve dinî inanış ile ipek üretiminin alâkası, Çin İpeğinin diğer ipek türlerinden farkı ve Çin’in çeşitli yerlerinde ipek manifaturacılığının oluşması hususlarında bilgi veren müellif (s.57-58), Çin ipeğinin ihracım hazırlayan sebepleri, ipek ithalinin gerçekleşmesi ile Batı’da yaşanan gelişmeleri, gümrük büroları ve malların kontrolü hususunu 58.-80, sayfalarda ele alıyor.

Çin’de ipeğin işlenme tekniği, dokuma sanayisindeki yeri ve ipek üretiminde Budizm ve Hristiyanlığın etkisi incelendikten sonra (s.80-86), İpek Yolu üzerinde Runen yazı şeklinin yayılması konu ediliyor (s.88-89).

İpek Yolu’nun oluşmasında esaslı rol oynayan hususlar olarak, Çin’in kuzeye doğru yayılmasını, İskitler’in Orta Asya’ya geri dönmesini, Büyük İskender ve Achemidler tarafından gerçekleştirilen askerî hareketleri gösteren ve bu konularda bilgi veren yazar (s.100-106), Güney Rusya’da İpek Yolu’nun başlangıcım ve Hindistan güzergahım 106-1 12. sayfalarda inceliyor.

Çin’in Tarım Havzasını işgalinden sonra Batı’ya doğru yayılma girişimleri ve Part-Çin çatışması, Orta Asya’da yeni devletlerin kurulmasıyla meydana gelen gelişmeler 113-138. Sayfalarda konu edildikten sonra, Hunların ortaya çıkışı ve İpek Yolu üzerindeki etkileri anlatılıyor (s.139-160).

Orta Asya’da çeşitli Türk boylarının hâkim olmaya başlamasıyla siyasî ve iktisadî alanlardaki gelişmeleri 161-175, sayfalarda inceleyen müellif, eski Türk yazı sisteminin gelişmesi, Orta Asya’daki ödemeler sisteminde Türkler’in rolü, Türk zanaatkârlar, İran ile Çin arasında kültür etkileşimi vazifesi gören Türk devletlerini 175-182 inci sayfalarda ele alıyor.

Eserinin ikinci bölümünü, İpek Yolu ve Büyük Dinler başlığıyla kaleme alan yazar, Budizm’in Tarım Havzası, Orta Asya ve Çin’de yayılması, İpek Yolu vasıtasıyla Batı’ya ulaşması ve Batı sanatına etkileri, İslâm ve Hristiyan dünyası üzerindeki tesirlerini inceledikten sonra (s.185-217), Hristiyan misyonerler ve İpek Yolu üzerindeki cemaatleri konu ediyor. Orta Asya’da Nesturîlerin öncüleri olarak Pers Hristiyanlarına ve İpek Yolu’nun Kuzey güzergâhı üzerinde Hristiyanlığı yayma gayretlerine temas edildikten sonra (s.218-220), Pers Hristiyanlığının Çin’deki izleri, batılı Hristiyan misyonerlerin Orta Asya ve Çin’deki faaliyetleri ve Hıristiyanlığın İpek Yolu güzergâhında yayılması hususunda Moğolların rolü konu ediliyor (s.220-231).

İpek Yolu üzerinde ve Çinide Manizm taraftarlarının faaliyetleri üzerinde durulduktan sonra (s.232241), İslamiyet’in İpek Yolu için önemi başlığı alünda Gilan ve Taberistan bölgelerinde ve Orta Asya’daki yerli hanedanların durumu için İslâm fetihlerinin önemi, İslâm halifelerine karşı koyan İranlı dinî güçler ve Orta Asya’da İslam’a karşı direnmeler ele alındıktan sonra (s.242-247), Müslümanların diğer dinlere karşı tutumu, Türkler’in İslamiyet’i kabulü ile ortaya çıkan gelişmeler (s.248-257) inceleniyor. Yazar, eserinin sonunda Sünnî İslam’ın tesisinde Gazeliler, Karahanlılar ve Selçukluların rolü üzerinde duruyor (s.258-264).

Sonuç olarak yazar Çin ile Batı arasında kültür köprüsü vazifesi görmesi açısından İpek Yolu’nun önemine ve kültürel unsurların taşınmasında göçlerin ve göçebelerin rolüne İşaret etmektedir. Ayrıca tacirlerin menşei ve taşıdıkları mallara bağlı olarak kültürel ve sosyal hareketler değerlendiriliyor. İpek Yolu boyunca yaşayan toplulukların sosyal durumlarına ve farklılıklarına dikkat çekilmektedir.[27] 

Görüldüğü gibi İpek Yolu insanlık tarihinde yıllarca çok önemli bir yer tutmuş, hakkında birçok eser kaleme alınmış ve tanıtılmıştır. İpek Yolu günümüzde de tekrar canlandırılmaya çalışılmaktadır. Deniz yolu ile taşımacılığın yanı sıra şu an da kara yolu taşımacılığı önem kazanmıştır. İşte bu sebepten İpek yolunu faaliyete alma çabaları sürmektedir. Çok yakında bu konu ile ilgili gelişmelerin yaşanacağı muhakkaktır. Durum böyle olunca İpek Yolu’nun önemi daha da artacak ve bu yolla ilgili çalışmalar tekrar hız kazanacaktır.

Dipnot
  1. Mustafa Kaçalin, “Divan-ü Lugati’t-Türk”, İA/IX, s.446-47
  2. İslam Jemeney, “Tarih-İ Reşidî: Tercümeleri Ve El Nüshaları Hakkında”, s.21
  3. Konuralp Ercilasun, Ch’ing Hanedanı Zamanında Kâşgar (19. Yüzyıl Başına Kadar), s.8
  4. Berna Karagözoğlu, “Hindistan Türk Moğol İmparatorluğu Döneminde Farsça Tarih Yazıcılığı”, s.356
  5. Hakan Kurt, “Kitap Değerlendirmesi: Defterdar Seyfi Çelebi Türkistan Ve Uzak Doğu Seyahatnamesi”, s.348-350
  6. Kürşat Yıldırım, Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri, s.22-23
  7. Bülent Okay, “Çin Tarihinin Kaynakları: I SHIH CHI (Tarih Kayıtları)”, s.1-3
  8. Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi II, s.1-4
  9. Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler I, s.2-6
  10. Ahmet Taşağıl, “İpek Yolu’nun Tarihî Temelleri”, s.2294-2300
  11. Konuralp Ercilasun, Ch’ing Hanedanı Zamanında Kaşgar (19. Yüzyıl Başına Kadar), s.5
  12. Murat Ağarı, Tarihi Coğrafyanın Doğuşu Ve Gelişimi
  13. Murat Ağarı, “İbn Hurdazbih’in el-Mesâlik ve’l-Memâlik’i Ve İçerdiği Coğrafî Ve Kültürel Motifler”
  14. Murat Ağarı, Tarihi Coğrafyanın Doğuşu Ve Gelişimi
  15. Salih Arı, “Tarihçi Ve Coğrafyacı Olarak Ya’kubi”, s.164-65
  16. Salih Arı, “Tarihçi Ve Coğrafyacı Olarak Ya’kubi”, s.168
  17. Daha detaylı bilgi için bk. “Murat Ağarı, Tarihi Coğrafyanın Doğuşu Ve Gelişimi
  18. Saadettin Gömeç, “İslam Öncesi Türk Tarihinin Kaynakları Üzerine”, s.81
  19. İsmail Hakkı GÖKSOY, “İbn Battuta’ya Göre Güneydoğu Asya Ülkeleri”, s. 50
  20. Saadettin Gömeç, “İslam Öncesi Türk Tarihinin Kaynakları Üzerine”, s.81
  21. Muzaffer Demir, “Herodotos Ve Yabancı Kültürler: Mısır Örneği” s.315-17
  22. Hans Wilhelm Haussig, İpek Yolu Ve Orta Asya Kültürü, s.28
  23. Hans Wilhelm Haussig, İpek Yolu Ve Orta Asya Kültürü, s.31
  24. Zerrin Baydar, “Marco Polo Seyahatnamesi ya da Dünyanın Marco Polo Tarafından Hikaye Edilişi” s.188-89
  25. Nazan Karakaş Özür, “Strabo’nun Coğrafyası”, s.80-81, 86
  26. Eser hakkında detaylı bilgi için bk. “Ahmet Taşağıl, İpek Yolu
  27. Mehmet Ersan, Kitap Tanıtımı: “H. W. Haussig, İpek Yolu Ve Orta Asya Kültür Tarihi”, s.1-3
Bibliyografya
  • AĞARI, Murat, "İbn Hurdazbih'in el-Mesâlik ve'l-Memâlik'i Ve İçerdiği Coğrafî Ve Kültürel Motifler", Dini Araştırmalar Dergisi, s.237-263
  • AĞARI, Murat, Tarihi Coğrafyanın Doğuşu Ve Gelişimi, Doktora Tezi, Ankara 2000
  • ARI, Salih, "Tarihçi Ve Coğrafyacı Olarak Ya'kubi", İslami İlimler Dergisi, 2008, s.161-173
  • BAYDAR, Zerrin, "Marco Polo Seyahatnamesi Ya Da Dünyanın Marco Polo Tarafından Hikâye Edilişi" s.188-89
  • DEMİR, Muzaffer, "Herodotos Ve Yabancı Kültürler: Mısır Örneği", Tarih İncelemeleri Dergisi, Aralık 2012, s.315-338
  • ERCİLASUN, Konuralp, Ch'ing Hanedanı Zamanında Kaşgar (19. Yüzyıl Başına Kadar), Doktora Tezi, Ankara 2003
  • ERSAN, Mehmet, Kitap Tanıtımı: "H. W. Haussig, İpek Yolu Ve Orta Asya Kültür Tarihi", s.1-3
  • GÖKSOY, İsmail Hakkı, "İbn Battuta'ya Göre Güneydoğu Asya Ülkeleri", Dini Araştırmalar Dergisi, 2002, s.49-70
  • GÖMEÇ, Saadettin, "İslam Öncesi Türk Tarihinin Kaynakları Üzerine", s.51-92
  • HAUSSİG, Hans Wilhelm, İpek Yolu Ve Orta Asya Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2001
  • HEDİN, Sven, İpek Yolu, (nşr. Ahmet Arpad), Milliyet Yayınları, İstanbul 1974
  • JEMENEY, İslam, "Tarih-İ Reşidi: Tercümeleri Ve El Yazma Nüshaları Hakkında", Gazi Üniversitesi Türkiyat Dergisi, 2014, s.21-27
  • KAÇALİN, Mustafa, "Divan-ü Lugati't-Türk", İA/IX, s.446-47
  • KARAGÖZOĞLU, Berna, "Hindistan Türk Moğol İmparatorluğu Döneminde Farsça Tarih Yazıcılığı", The Journal Of Academic Social Science (S.37), Aralık 2016, s.348-370
  • KARAKAŞ, Nazan, "Strabo'nun Coğrafyası", Coğrafya Dergisi (S.30), İstanbul 2015, s.79-90
  • KURT, Hakan, "Kitap Değerlendirmesi: Defterdar Seyfi Çelebi Türkistan Ve Uzak Doğu Seyahatnamesi", s.348-350
  • Kürşat Yıldırım, Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2013
  • Nebi Bozkurt, "İpek Yolu", İA/XXII, s.369
  • OKAY, Bülent, "Çin Tarihinin Kaynakları: I SHIH CHI (Tarih Kayıtları)", s.1-3
  • ÖGEL, Bahaeddin, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi II, İstanbul 2015
  • TAŞAĞIL, Ahmet, "İpek Üretiminin Keşfi Ve İpek Yolu'nun Başlaması", İpek Yolu, İstanbul 2015
  • TAŞAĞIL, Ahmet, "İpek Yolu'nun Tarihî Temelleri", İpek Yolu Paneli, s.2294-2300
  • TAŞAĞIL, Ahmet, Gök-Türkler I, TTK Yayınları, Ankara 2014
  • TOPRAK, Adnan, Doğu-Batı Kültürel Etkileşiminde İpek Yolu (Başlangıçtan Göktürk Dönemi Sonuna Kadar), Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2008
Benzer İçeriklere Göz At:
Paylaş:
Yorumlar İçeriğe 2 yorum yapılmış, 😍 hemen siz de düşüncelerinizi paylaşın.

  • Abidin Yüksekuçan
    28 Ekim 2018 22:06

    Mes’udi bildiğim kadarıyla Bağdat’da doğmamıştır. Düzeltirseniz çok mutlu olurum.

    • Ali Demir
      31 Ekim 2018 00:47

      Sayın Abidin Yüksekuçan, sitemizi ziyaret ettiğiniz ve değerli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Sizin yorumunuzdan sonra konu ile ilgili yapmış olduğumuz araştırma sonucu Mes’udi’nin Bağdat doğumlu olduğunu teyit ettik. Kendisinin Bağdat doğumlu olduğunu gösteren kaynaklarımız ise şunlardır: “Murat Ağarı, Tarihi Coğrafyanın Doğuşu Ve Gelişimi – İslâm Ansiklopedisi, Mes’udi maddesi”. Eğer sizin aksini gösteren bir kaynağınız veya belgeniz var ise bizimle paylaşmanızdan mutluluk duyacağız. Böylelikle hata yapmışsak düzeltmiş olacağız. Teşekkür eder, iyi günler dileriz.

  • Tarih Nedir?