Sayfa yükleniyor, lütfen bekleyiniz.
Türk Tarihi Eylül Sazak 23 Ocak 2019

Güncelleme:

Çöküşün Ayak Sesleri: Balkan Savaşları (1912-1913)

Osmanlı İmparatorluğu Balkan Savaşlarında, kendi bünyesinden çıkmış olan dört devlet Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ile çarpışmış ve savaş sonunda ise yaklaşık beş asır egemenliği altında bulundurduğu Balkan topraklarının tamamını kaybetmiştir.

18. yüzyılda Fransız Devrimi’nin gerçekleşmesi ile Batı Avrupa’da ortaya çıkan milliyetçilik ideolojisi ve ulus-devlet yapısı, tüm dünyanın siyasi dengesinin yeniden şekillenmesini sağlamıştır. Milliyetçilik ideolojisinin ve bu ideolojinin desteklediği ulus-devlet fikirlerinin, birbirinden farklı birçok etnik unsuru bünyesinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu’nu etkilemesi kaçınılmaz olmuştur. Avrupa’da ortaya çıkan siyasal değişimin etkilerinin görüldüğü ilk yer Balkanlardır. 1912-1913 yıllarının karmaşık ve karanlıkta kalmış Balkan Savaşları, Avrupa tarihinde milliyetçilik ve çatışmanın hâkim olduğu bir dönemin başlangıcını temsil eder.[1] Balkanlardaki milliyetçilik hareketleri kültürel faaliyetler şeklinde ortaya çıkmış, ilerleyen dönemlerde siyasi bir içeriğe kavuşmuştur. Kısa sürede politik hale gelen milliyetçilik Balkanlarda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı harekete geçme isteği uyandırmıştır.

Balkan halkları, kendi ulusal kalkınmaları için Batı Avrupa’nın, özellikle de Almanya’nın, siyasi ve ekonomik başarılarını örnek alarak hareket etmeye çalışmışlardır. 19. yüzyılın başında önce Sırplar, ardından Yunanlılar milliyetçilik kavramının etkisiyle Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmişler ve 1830’lu yıllara gelindiğinde hem özerk bir Sırp devleti hem de bağımsız bir Yunan devleti ortaya çıkmıştı. Her Balkan halkı kendi ulusal imparatorluklarını kurmayı hayal etmeye başlamışlardı. 1876 yılında Sırplar ve Karadağlılar, Balkanların batı kesiminde ulus-devletlerini kurmak amacıyla Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşa girdiler. Bu dönemde bölgenin diğer yerlerinde de Osmanlı karşıtı isyanlar çıkmaya başlamıştı. 1877’de Rusya, Bulgar milliyetçilerinin yanında dokuz ay süren bir savaşa girerek üstün geldi. Rus-Türk Savaşı’nı sona erdiren Ayastefanos Antlaşması büyük ve bağımsız bir Bulgar devleti yaratmakla kalmayıp, Sırbistan ve Karadağ’ın sınırlarını da genişletti. Fakat bu antlaşma Büyük Güçlerin[2] önemli bir kısmının tepkisini çekmişti. Balkanlardaki duruma müdahale etmek isteyen bu devletler, Rusya’nın Balkanlardaki etkisini kırmak ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki karışık ortamı düzenlemek amacıyla Otto von Bismarck’ın ev sahipliği yapmak istediği Berlin Kongresi’ni topladılar.

Berlin Antlaşması ile Balkanlarda sağlanan yeni denge, kutuplaşan Avrupa’yı savaşmaktan uzak tutmayı amaçlayan ve Rusya ile Avusturya-Macaristan arasında bir denge oluşturmayı esas alan özellikleriyle dikkat çekmektedir. Bu antlaşma ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlığını kazanırken, Bulgaristan hem sınır olarak küçültülmüş hem de özerk bir prensliğe dönüştürülmüştür. Bu açıdan Berlin Antlaşması, Balkan Devletleri’ni tatmin etmekten uzaktı ve her biri milli hedeflerini gerçekleştirmek için fırsat kollamaya hemen başlamışlardı.[3] Sonuç olarak ortaya çıkan siyasi harita ulusal rekabetleri kızıştıracak nitelikteydi. Yeni ulus-devletler toplumsal açıdan homojen bir yapıda değillerdi. Ayrıca Makedonya bölgesinin Osmanlı Devleti’ne bırakılmış olması, imparatorluk kurma hayali kuran bu yeni ulus-devletler için hedef haline gelmişti. Yunanistan’ın Megali İdeası’na karşılık, Sırbistan’ın Nacertanje’si ya da Bulgaristan’ın Ayastefanos ile elde ettiği toprakları kapsayan Büyük Bulgaristan hayali, hem birbirlerine karşı rekabeti hem de Osmanlı’ya yönelik yayılmacı hedefleri ortaya koymaktaydı.[4] 

Berlin Antlaşması’nda alınan kararlar karşısında hayal kırıklığına uğrayan Bulgarlar, bu kararlara karşı harekete geçtiler ve 1885 yılında Doğu Rumeli ve Bulgaristan’ın birleştiğini ilan ettiler. Bunun karşısında aynı yıl Sırbistan Bulgaristan’a hücum etse de Bulgarlar kendilerini başarıyla savunarak Sırpları geri püskürttüler.
Yunanlılar için alevlenen Girit meselesi, 1897’de Girit’i ilhak etme teşebbüsüne kalkışmalarına yol açtı. Bu kalkışma Bulgarlardan sonra Berlin Antlaşması’nın kararlarına karşı ikinci bir hareket niteliğinde olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu kısa sürede bu kalkışmayı önlemiş ise de Büyük Güçler bu zaferden faydalanılmasını önlemek amacıyla müdahalede bulunarak Girit’e asker çıkardılar. Sonucunda Girit, Büyük Güçlerin oluşturduğu bir komisyonun gözetimi altında özerk bir yönetime sahip oldu.

Balkanlarda her halk kendine farklı hedefler belirlese de taleplerinin hepsi Makedonya’da çakışıyordu. 19. yüzyılın geri kalanında Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolüne geçen Makedonya için Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar hem birbirleriyle hem de Osmanlı ile mücadele ettiler. Birbirleriyle Makedonya uğruna mücadele eden Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti karşısında güçlü bir Balkan ittifakı kurmalarına engel oluyordu.

Rusya’nın Japonya ile yaptığı savaştan yenilgiyle çıkması ve 1905 yılında Rusya’da meydana gelen devrim, Bulgarların aldığı dış yardımı tehlikeye soktu. Büyük Bulgaristan fikrini destekleyen Rusların bu konuda ısrarcı olacak kadar güçlü olmaması, Bulgar ordusunun güçlenme gayretine girmesine neden oldu.

1908 yılında Osmanlı Devleti’nde kontrolü ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluk içerisindeki dağılmayı engellemek ve bir Osmanlı kimliği yaratmak amacıyla hükümetin hiçbir zaman temelini oluşturmamış olan 1876 Anayasası’nı yürürlüğe soktu. Bu ihtilalin ve Osmanlı ulusallaşma hareketinin öne çıkması Balkan Devletleri arasında endişeler yarattı. Tam da bu dönemde Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan tarafından ilhak edilmesi Balkanlarda krize neden oldu. Ortaya çıkan bu krizlerden en iyi şekilde yararlanan Bulgaristan, resmi bir bağımsızlık ilanı için bahane bulmuştu.

Osmanlı yönetimi tarihi bir hata yaparak 3 Temmuz 1910’da Kiliseler Kanunu’nu çıkarıp kiliseler arası düşmanlığı kanunen sona erdirerek Balkan milletleri arasındaki en önemli meseleyi ortadan kaldırmış oldu. Böylece Balkan milletleri daha kolay anlaşma yoluna gidebilirdi.

Büyük bir çoğunluğu Osmanlıların dini inanışlarını paylaşan Arnavutlar ise Balkanlardaki Osmanlı yönetimine sadık kalmışlardı. Fakat yeni hükümetin merkezileşme politikaları Arnavutluk’un özerkliğinin tanınmasına dair umudunu yitirmesine neden oldu. Arnavutlar arasında önce Katolikler arasında başlayan isyanlar kısa sürede yayıldı. Osmanlılar Avrupa’daki son İslam bölgesinin hâkimiyetini elinde tutmak amacıyla isyanlara asker gönderdiler ve 1911’de çatışmalar Arnavutluk’ta yoğunlaşmış oldu.

Balkanlarda oluşan tüm bu krizlerden sonra milli konularda yoğunlaşan Bulgarlar ve Sırplar, 7 Mart 1912’de imzaladıkları antlaşmayla hem askeri işbirliği yapmak hem de Makedonya bölgesi için sonuca varmayı hedefliyorlardı. Antlaşma Trakya’daki Bulgar çıkarları ile Kosova ve Arnavutluk’taki Sırp çıkarlarını tanıyordu.[5] Sözleşmeye göre ortak askeri eylem konusunda anlaşmaya vardıklarında, kararlarını Rusya’ya bildireceklerdi. Anlaşamamaları durumunda son karar yine Rusya’nın olacaktı. Sözleşmenin bir başka koşuluna göre ortak askeri girişimler sonucunda elde edilen topraklar da, iki ülkenin ortak malvarlığına katılacaktı. Paylaşımda bir soru çıkarsa Rusya hakemlik edecekti.[6] Böylece Rusya, Balkanlarda güçlü ve karar verici bir konuma gelmiş oluyordu.

Osmanlılara karşı Yunan donanmasının yardımını sağlamak isteyen Bulgarlar, Yunanistan ile görüşmelere başladı ve bu görüşmeler Mayıs 1912 tarihinde imzalanacak antlaşmaya kadar sürdü. Bu antlaşma Osmanlı İmparatorluğu’na karşı siyasi ve askeri işbirliğini sağlamaya yönelikti. Devamında hem Bulgarlar hem de Sırplar ayrı ayrı Karadağ’a yanaştılar ve Karadağ ile yapılan antlaşmalar sonucunda Balkan Birliği tamamlanmış oldu.

1912 yazına gelindiğinde Balkanlarda, özellikle Arnavutluk ve Makedonya’da, Osmanlı kontrolü zayıflıyordu ve Balkanlar günden güne karışmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu aynı dönemde İtalya’ya karşı kaybetmekte olduğu savaşı sürdürüyordu. Tüm bu karışıklıklarla uğraşan ve hükümet değiştiren Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlardaki birleşmeyi öngöremedi. Ulusal amaçlarının ardına takılan Balkan Devletleri’nin tümü, bir süreden beri güçlü askeri kurumlar oluşturmuşlar, bütçelerinin büyük bölümünü ordularına ayırmışlardı. Üstelik bu ordular her türlü anayasal ve politik kısıtlamalara kafa tutacak kadar güçlü konuma gelmişlerdi. Askeri kurumlar, Osmanlı İmparatorluğu ile savaş olasılığını heyecan verici bir fırsat olarak görüyorlardı.[7] Milliyetçi duyguların beslediği savaş coşkusu Balkan toplumunun bütün kesimlerini sarmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nda ise ordunun muharebe eğitimi çok yetersiz, birlik mevcutları düşük seviyede, ulaştırma gücü kısıtlı, savaş için stoklar yetersiz ve hareket kabiliyetinden yoksun durumdaydı. En önemlisi ise ordu içinde birlik, beraberlik, disiplin ve askerlik anlayışı yoktu. Siyasi çekişmeler orduyu da çeşitli gruplara bölmüştü ve bu çekişmeler vatan savunması için omuz omuza çarpışabilmeyi bile engelleyecek durumdaydı. Ayrıca Türk-İtalyan Savaşı sırasında Osmanlı’nın zaaflarının açıkça görülmesi Balkanları savaş konusunda daha hızlı davranmaya yöneltti.

Birinci Balkan Savaşı

Rusya’nın da yönlendirmesiyle kendi aralarındaki rekabeti bir yana bırakan Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan birleşerek Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik bir Balkan İttifakı kuracak boyuta geldikten sonra ne Osmanlı’nın ne de Büyük Güçlerin tutumu çıkacak savaşı engelleyemezdi. Böylece Balkan Savaşları ulusal birlik sorunlarını çözme kararlılığı sebebiyle gelişerek patlak verdi.

Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etmesiyle Balkan Savaşlarının birinci safhası başladı. Karadağ’ın arkasından önce Bulgaristan ve Sırbistan, sonra da Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açtığını bildirerek harekete geçmişlerdi.

Osmanlı İmparatorluğu bu savaşa daha önce de belirttiğimiz gibi yokluk içerisinde ve yorgun girmişti. Osmanlı komutanlarının politikayla fazla ilgilenmesi de ordu içerisinde ikilik yaratıyor ve işleri olduğundan daha güç bir pozisyona sokuyordu.

Osmanlı açısından savaş Doğu Cephesi ve Batı Cephesi olmak üzere iki cephede başlamıştır. Rumeli’de Bulgarlara karşı savaşan Doğu Ordusu ilk cepheyi oluştururken, Makedonya ve Arnavutluk’ta Sırp, Yunan ve Karadağlılara karşı savaşan Batı Ordusu ikinci cepheyi oluşturuyordu.

Doğu Harekât Alanı

Harekât 1912 sonbaharında Trakya’da Bulgarların sarsıcı zaferiyle sonuçlanarak başladı. Bulgaristan iyi bir strateji ile Osmanlı’yı hızla yenilgiye uğratarak, imparatorluk başkentine oldukça yakın olan Çatalca’ya kadar geldi. Bu Osmanlı için moral bozucu bir yenilgi olmuştu. Fakat Bulgarların hem yeterince enerji toplayamamaları hem de kolera felaketine uğramaları, imparatorluğun başkentine girecek gücü bulamamalarına neden oldu. Osmanlı’nın ağır bir yenilgiyle savaşa başlaması imparatorluğun Makedonya ve Arnavutluk’u da tamamen yitirmesine sebep olacaktı. Yine de Çatalca’da Bulgarların durdurulması, imparatorluğun başkentini kurtaran bir zaferdi. Bu zafer üç yıl sonra Gelibolu’daki zaferleri için emsal teşkil etti.[8] 

Bulgarların Edirne Kuşatması
1913 başlarında Bulgar askerleri Edirne önünde kuşatmaya hazırlanıyor.

Çatalca hattındaki çarpışmadan sonra bir hareketsizlik dönemi başladı ve her iki taraf da askeri olarak kendilerini toparlamaya, güçlenmeye çalışıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun bekası için Trakya çok önemliydi. Bu nedenle Osmanlılar Trakya’daki varlıklarına sıkıca tutunmak için ellerinden geleni yaptılar.

Batı Harekât Alanı

Arnavutluk, Kosova ve Makedonya’nın içerisinde bulunduğu coğrafya, Karadağ ve Sırbistan’ın hedefiydi. Ayrıca Yunanistan da bu bölgeye yönelik bir arzu içerisindeydi.

Savaşın batı hattının ilk aşamasında Sırplar büyük bir başarı elde ederek Osmanlı kuvvetlerini Kuzey Makedonya ve Kosova’dan çıkarttılar. Bununla kalmayan Sırplar, Orta Makedonya ve Arnavutluk’un kuzey yarısını işgal ettiler. Fakat Sırplar burada Büyük Güçlerin, özellikle de Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın, tepkisini üzerine topladılar ve bu devletler Arnavutluk’ta fethedilen yerleri ellerinde tutmalarına engel olmak isteyeceklerdi. Karadağ’ın beklentileri ise savaşın ilk aşaması için sonuçsuz kaldı. Karadağ kuvvetleri Yeni Pazar Sancağı’nın[9] büyük bir kısmını işgal etmişseler de, Kosova’daki Prizren’e varamadılar.

Yunanlılar ilk hedefleri olan Selanik’i işgal etmişseler de Bulgarlar ile toprak anlaşması yapamadıkları için savaşın ilk raundu karışık bir hal almıştı. Yunanlıların yaptığı muharebelerin çoğu küçük ölçekliydi. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Bulgarlar ve Sırplar kadar ezici bir üstünlük sağlayamadılar. Fakat Yunan donanması Balkan Birliği için büyük avantaj oluşturmuştu. Osmanlıların asker transferini önleyen Yunanistan, Ege Adalarını da ele geçirmeyi başarmıştı. Böylece Osmanlıların donanmasının yetersiz olduğu da açıkça ortaya çıkmıştı.

Ateşkes

1912 sonbaharının sonunda Balkan Birliği’ne ait ordular hemen her yerde zafer elde etmişseler de artık tükenmiş vaziyete gelmişlerdi. Osmanlılar da Çatalca’daki zaferi nedeniyle umutlanmış olsalar da savaşacak imkânları ve güçleri kalmamıştı. Kasım ayının sonunda başlayan ateşkes görüşmeleri 3 Aralık’ta sonuçlandı. Ateşkes koşulları Balkan Birliği’nin lehineydi. Ateşkesle birlikte Sırplar tüm askeri hedeflerini elde etmişlerdi. Bulgarlar ise Çatalca önlerindeki birliklerini ikmal etme hakkını almışlardı. Yine de müttefikler ateşkes konusunda tam anlamıyla tatmin olmamışlardı.

Londra Barış Konferansı

Ateşkesin imzalanmasının ardından diplomatik görüşmelerin merkezi Londra’ya kaydı. 1912 senesinin son ayında Balkanların kaderini belirlemek için Londra’da iki konferans düzenlendi. İlk olarak 16 Aralık’ta Balkan Birliği ve Osmanlı İmparatorluğu temsilcileri bir barış anlaşması için St. James Sarayı’nda toplandılar. Çıkmaza giren görüşmeler hararetli bir şekilde sürdü. Bulgaristan Edirne’yi, Yunanistan ise Çanakkale ağzındaki dört Ege Adası’nı istiyordu. Fakat Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’un korunması için bu noktalar çok büyük önem taşıyordu. 6 Ocak’tan sonra görüşmelere ara verildi.

Londra Büyükelçiler Konferansı

Londra’daki düzenlenen ikinci konferans çok daha önemliydi. Konferans, Berlin Antlaşması’nı imzalayan Büyük Güçlerin büyükelçilerinin bir araya gelmesiyle yapıldı. Zaten en başından beri Balkanların durumunu belirleyecek olanın savaşın tarafları değil, Büyük Güçler olacağı belliydi. Balkan sorununun Avrupa’da savaşı tetikleyeceği öngörülebiliyordu. 17 Aralık’ta başlayan görüşmelerden sonra büyükelçiler 1912-1913 kışı ve 1913 ilkbaharı boyunca Balkanların durumunu ve sınırlar üzerine çekişip durdular. Balkan Devletleri’nin hiçbiri tam olarak istediklerini alabilmiş duruma gelemediler. Bulgarlar Edirne önlerinde, Yunanlılar Yanya’nın güneyinde, Karadağlılar İşkodra önünde saplanıp kalmıştı. Sırplar da Büyük Güçlerin baskıları sonucu Arnavutluk’ta işgal ettikleri bazı yerlerden çekilmek durumunda kaldılar. Balkan Birliği’ndeki çıkar çatışmaları ittifakı karıştırıyordu. Yine de Osmanlılar ateşkesin süresinden ve Balkan Birliği’ndeki iç karışıklıklardan fayda sağlayamamıştı. Osmanlı ordusu daha önceden yenildiği savaşa yeniden girmek zorunda kalacaktı.

Kuşatmalar

Genç Türklerin yeniden iktidara gelmesiyle moral bulan ordular savaşı kazanmak istiyorlardı. Fakat hükümetin enerjisi ve hayalleri mağlubiyetlerle sonuçlandı. Kuşatılmış kentler düştü ve Nisan 1913 sonlarında Osmanlı’nın Avrupa’daki toprağı küçücük bir bölgeye inmişti. Birinci Balkan Savaşı’nda çatışmaların uzun süren kuşatmalardan sonra sonuçlanması tüm tarafları hem manevi hem maddi yönden tüketmişti.

Londra Barış Antlaşması

Bulgarlar Londra’daki barış görüşmelerinin hızla sonuca ulaşmasını istiyorlardı. Hem Yunanlıların hem de Sırpların barış antlaşmasının imzalanmasını geciktirmelerine karşın 30 Mayıs 1913 tarihinde Londra Antlaşması imzalandı. Birinci Balkan Savaşı’na son veren barış antlaşmasıyla Osmanlılar Doğu Trakya’daki Enez ile Karadeniz’e uzanan düz bir hattın batısındaki topraklarını terk ettiler. Artık Osmanlılar başkenti korumak için sadece Çatalca hattına güvenmek zorunda kaldılar.

Londra Antlaşması - 30 Mayıs 1913
Londra Barış Antlaşması – 1913

Osmanlı’ya ait Ege Adaları, Bozcaada ve Gökçeada dışında, Büyük Güçlerin de desteği ve kararıyla Yunanistan’a verildi.

Karmaşık bir hal alan Arnavutluk meselesi ise, devletin örgütlenmesinin ve sınırlarının Büyük Güçler tarafından belirlenmesi şartıyla, yeni Arnavutluk’un tanınmasıyla sonuçlandı. Kalan Balkan toprakları paylaşılması için Balkan Birliği’ne bırakıldı. Bu durum da çıkar çatışmaları nedeniyle doğacak yeni anlaşmazlıkları ortaya çıkaracaktı.

İkinci Balkan Savaşı

Bulgaristan Makedonya’nın tümünü ele geçirerek Balkanların en büyüğü olmak istiyordu. Fakat ne Sırplar ne de Yunanlılar Makedonya’yı bırakmaya yanaşmıyorlardı. Bu nedenle Sırbistan ve Yunanistan, Bulgarlara karşı birlikte hareket etme kararı aldılar. Balkanlarda yeni bir karışıklığın oluşacağı açıkça görülüyordu. Bulgar ordusu Sırbistan ve Yunanistan birliklerinin üzerine yürüyerek 30 Haziran 1913’te ilk hamleyi yaptı. Birinci Balkan Savaşı’na katılmayan Romanya da Sırbistan ve Yunanistan’a katılarak Bulgaristan’a karşı savaş açtı. Böylece İkinci Balkan Savaşı başlamış oldu.

Bulgaristan’ın birliklerinin batıya kaymasını fırsat olarak gören Osmanlı Devleti, Trakya’ya doğru ilerleme kararı aldı. Başta İngiltere olmak üzere Büyük Güçler, Türklerin Londra Antlaşması’na uymalarını ve durdurulmalarını istedi. Fakat Edirne’ye yaklaşmakta olan 200-250 bin kişilik Osmanlı ordusu karşısında Bulgar askerleri geriye doğru çekilmişlerdi. Kaçan Bulgarlar ayrılmadan önce tüm kenti yağmalamışlardı. Sonuç olarak Osmanlılar 25 Temmuz’da hiçbir çatışmaya girmeden Edirne’yi geri aldılar. Osmanlı Devleti’nin bu başarısı Yarbay Enver Bey (Paşa) ile birlikte anılıyordu.

Enver Paşa
Enver Paşa

Edirne’yi ele geçiren Osmanlıların ilerleme isteği Bulgaristan için tehdit oluşturacak boyuta gelmişti. Osmanlı Devleti’nin Bulgaristan’ı işgal etme olasılığı karşısında önlem alınması gerekiyordu. Bu nedenle de sıkça Osmanlılara Londra Barış Antlaşması’nın kararları hatırlatılıyordu. Her iki taraftan da saldırı altında kalan Bulgaristan savaşı kazanmak için ya düşman kuvvetlerini imha edecek ya da Makedonya’yı işgal edecekti.[10] Fakat Bulgar ordularının hiçbiri kesin sonuçlu bir başarı sağlayamadı.

İkinci Balkan Savaşı’nın Sonu: Bükreş, İstanbul ve Atina Antlaşmaları

İkinci Balkan Savaşı’nın sonunda Yunanlılar, Rumenler ve Sırplar savaştan büyük kazançla çıkmış oldular. Savaş sonrasında Balkan Devletleri arasında 10 Ağustos 1913’te Bükreş’te barış imzalandı. Bükreş Antlaşması’nda Balkanların yeni haritası belli oldu. Bulgaristan, Silistre dahil olmak üzere Tutrakan ve Güney Dobruca’yı Romanya’ya verdi. Yunanistan Kavala’yı alarak, Dedeağaç bölgesinde, yani Mesta-Karasu ırmağı ile Meriç arasında, Ege Denizi’ne çıktı. Böylece Yunanistan Güney Makedonya’nın büyük kısmı ile Selânik, Drama ve Kavala’yı da alarak, Batı Trakya’nın bir kısmını elde etmiş oldu. Sırbistan’a Manastır, İstip, Üsküp, Priştine verildi. Karadağ da Plevlye ve Cakova’yı aldı. Fakat bütün arzularına rağmen İşkodra’yı elde edemedi. Bu paylaşma sonucunda Bulgaristan’a Makedonya’dan küçük bir kısım kalmış oldu.[11] 

Bükreş’te Osmanlılara karşı olanak bulamayan Bulgarlar, İstanbul’a doğrudan yanaşarak barış isteme mecburiyetinde kaldılar. 6 Eylül’de başlayan görüşmeler 30 Eylül 1913’te imzalanan İstanbul Antlaşması’na kadar sürdü. İstanbul Antlaşması Bulgaristan’ı Doğu Trakya’dan ve Edirne’den mahrum bıraktı. Bu antlaşma Birinci Balkan Savaşı’nda büyük felaket yaşayan Osmanlı için biraz daha rahatlatıcı olmuştu.

Osmanlı Devleti’yle Yunanistan arasındaki barış ise 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması ile gerçekleşti. Bu görüşmeler, adalar meselesinin çözülememesi sebebiyle uzun süren gerginliklere sahne olmuştur.

Osmanlı Devleti ile Sırbistan arasındaki barış ise 13 Mart 1914 günü İstanbul’da imzalanmıştır. İki devletin ortak sınırı bulunmadığı için, bu antlaşmada bir sınır tespiti söz konusu olmamıştır.

Yapılan antlaşmalarda Balkanlarda kalan Türklerin statüsüne ait hükümler de yer almaktadır. Sadece kamulaştırmaya ait hükümlerde Sırbistan’la önemli karara varılmıştır. Bu karara göre Sultan I. Murad’ın Kosova’da bulunan türbesine ait bina ve arsaların hiçbiri kamulaştırılmayacaktır.

Balkan Savaşlarının Osmanlı İmparatorluğu Açısından Sonucu

İki safhada gerçekleşen Balkan Savaşları, Osmanlılar açısından tam anlamıyla bir başarısızlıktı. Bu başarısızlığı hem savaşı hazırlayan süreçte hem de devamında yapılan politik hataların sonucu olarak görebiliriz. Yapılan hataları gideremeyen ve son çare olarak Balkan Birliği’ndeki çatlaklardan yararlanamayan Osmanlı Devleti, Balkanlardaki topraklarını kaybetmişti. II. Frederick’in sözleriyle, Osmanlılar her şeyi birden savunmaya çalıştılar ve sonunda her şeyi kaybettiler.[12] Milliyetçilik düşüncesinin bir neticesi olarak patlak veren Balkan Savaşları, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını daraltmış ve ciddi anlamda itibar kaybetmesine neden olmuştur.

Balkan Savaşları sonucunda bölgenin haritası tamamen değişmiş ve savaşlara katılan taraflarda Osmanlı İmparatorluğu hariç her devlet az ya da çok kazanç elde etmişti. Balkan Savaşları sona erdiğinde en kazançlı çıkan ülke Sırbistan olmuştu. Yeni sınırlara göre Balkanlar’daki Türk-İslâm unsurunun çoğunluğu Osmanlı hâkimiyetinden çıkıp diğer Balkan Devletleri idaresine geçti.

Balkan meselesi Osmanlı için çok şiddetli, hatta yıkıcı nitelikte bir darbe olmuştur. Bu darbe, sadece Osmanlı Devleti’ni değil, Balkan ve bütün Avrupa Büyük Devletlerini yakından ilgilendirmiş ve etkilemiştir. Rekabet ve çıkar çatışması içerisinde bulunan devletler, Balkanlar’daki bu bunalım dolayısıyla bir defa daha karşılaşmışlar, bu da bloklar arasındaki gerginliği artırmış ve silahlanma yarışını hızlandırmıştır. Bundan dolayı, Balkan Savaşları veya Balkan Bunalımı, I. Dünya Savaşı’nın ateşlenmesine zemin hazırlamış ve Osmanlı Devleti’nin sonunu yaklaştırmıştır.[13] 

Dipnot
  1. Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913, s. IX
  2. 1878 yılındaki varlıkları itibariyle; Almanya, Büyük Britanya, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan bu ülkelere büyük güçler denmekteydi.
  3. Bilgin Çelik, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi I. Uluslararası Tarih Sempozyumu, “Berlin Statükosunun Çöküşü: Balkan Milliyetçiliğinin Yükselişi 1912-1913”
  4. Bilgin Çelik, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi I. Uluslararası Tarih Sempozyumu, “Berlin Statükosunun Çöküşü: Balkan Milliyetçiliğinin Yükselişi 1912-1913”
  5. Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913, s. 15
  6. Güney Dinç, Mehmed Nail Bey’in Derlediği Kartpostallarla Balkan Savaşları 1912-1913, s. 43
  7. Güney Dinç, Mehmed Nail Bey’in Derlediği Kartpostallarla Balkan Savaşları 1912-1913, s. 56
  8. Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913, s. 58
  9. Yeni Pazar Sancağı: 1865 yılında Teşkil-i Vilâyet Nizamnâmesi ile Bosna Eyaletinin lağvedilip Bosna Vilayeti’nin kurulması sonucu buraya bağlanan yedi sancaktan biriydi. Günümüzde Sırbistan sınırları içerisindedir.
  10. Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913, s. 170
  11. Ahmet Halaçoğlu, “Balkan Savaşları (1912-1913)”
  12. Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913, s. 186
  13. Ahmet Halaçoğlu, “Balkan Savaşları (1912-1913)”
Bibliyografya
  • BAYUR, Yusuf Hikmet, Balkan Savaşları: Birinci Balkan Savaşı (1912), Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, 1999.
  • BAYUR, Yusuf Hikmet, Balkan Savaşları: İkinci Balkan Savaşı (1913), Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, 1999.
  • ÇALIŞLAR, İzzettin, On Yıllık Savaşın Günlüğü: Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal Savaşları, Haz: İsmet Görgülü, Yapı Kredi, İstanbul 1997.
  • DİNÇ, Güney, Mehmed Nail Bey'in Derlediği Kartpostallarla Balkan Savaşı (1912-1913)., YKY, İstanbul 2013.
  • HALAÇOĞLU, Ahmet, "Balkan Savaşları (1912-1913)."
  • HALL, Richard C., Balkan Savaşları: 1912-1913, Homer Kitabevi, İstanbul 2003.
  • Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi I. Uluslararası Tarih Sempozyumu: Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecinde Trablusgarp ve Balkan Savaşları: 16-18 Mayıs 2011, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2013.
Paylaş:
Yorumlar İçeriğe 2 yorum yapılmış, 😍 hemen siz de düşüncelerinizi paylaşın.

  • Cemal Kayacan
    23 Ocak 2019 16:31

    Really Good…

    • Sertaç Yanık
      4 Şubat 2019 14:46

      Sayın Cemal Kayacan, sitemizi ziyaret ettiğiniz ve değerli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

  • Şanslı Hissediyorum